PARLAK YEMLER ÇAĞINDA İSTİKAMETİMİZİ KORUMAK

img

PARLAK YEMLER ÇAĞINDA İSTİKAMETİMİZİ KORUMAK

Algoritmalar, parlatılmış figürler ve algı mühendisliği arasında toplum nereye sürükleniyor?

Günümüz dünyasında tartışılması gereken asıl mesele, bireylerin kimi izlediği değil; kime, nasıl ve hangi yöntemlerle alıştırıldığıdır. Popüler kültürün önümüze çıkardığı ses sanatçıları ve ünlüler, çoğu zaman masum bir eğlence unsuru gibi sunulur. Oysa medya psikolojisi ve nörobilim, bu figürlerin çoğu durumda bilinçli biçimde parlatılmış yemler olarak işlev gördüğünü ortaya koyuyor. Nasıl ki balık oltadaki parlaklığa yönelirken misinayı fark etmezse, modern insan da önüne sürülen bu figürlerin ardındaki yönlendirmeyi çoğu zaman görmez.

İNSAN ZİHNİ NASIL ALIŞTIRILIR?

İnsan zihni, tekrar eden uyarıcıları önemsiz saymaz; aksine onlara anlam yükler. Sürekli karşılaşılan yüzler, ritimler, imgeler ve hikâyeler beyinde bağlanma ve ödül devrelerini çalıştırır. Dopamin salınımı artar, ödül eşiği yükselir ve bir süre sonra hayatın doğal derinliği yetersiz gelmeye başlar. Psikolojide bu sürecin sonu anhedonidir: kişinin hayattan eskisi gibi tat alamaması. Bugün zararsız görünen bu maruziyet, yarın hiçbir şeyin yetmemesi hâline dönüşebilir. Bu, ahlaki bir yorumdan önce nörobiyolojik bir gerçektir.

SOSYAL PLATFORMLAR VE KÜLTÜREL UYUŞMA

Bu dönüşümün ana taşıyıcısı sosyal platformlardır. Günümüz dijital mecraları yalnızca içerik paylaşan alanlar değil; kültürlere ve kişiliklere uyuşturucu gibi sirayet eden yapılardır. Algoritmalar, ne düşüneceğimizi değil; neye alışacağımızı hesaplar. Ünlüler bu sistemde bir amaç değil; taşıyıcıdır. Önce masumca sevdirilirler, ardından miligram seviyesinde, fark ettirmeden normalleştirme başlar. Medya okuryazarlığında buna kademeli maruziyet denir: önce ima, sonra sembol, ardından alışkanlık.

TELKİN, BEYİN YIKAMA VE TEKNOLOJİ

Beyin yıkama ve telkin teknikleri yeni değildir; yalnızca araç değiştirmiştir. Geçmişte sloganlar ve afişlerle yapılan telkin, bugün renkler, yazı karakterleri, stil kodları, imaj dili ve ekran teknolojileri üzerinden yürütülür. Yüksek yenileme hızına sahip ekranlar, görüntüyü daha akıcı hâle getirirken beynin eleştirel filtrelerini daha az devreye sokar. Göz doğal algılar, zihin daha az sorgular. Ortaya çıkan etki, hipnozdan söz etmeyi gerektirmese bile, hipnoza benzer bir telkine açıklık hâlidir. Modern çağda ikna, baskıyla değil; zevkle kurulur.

DEĞERLER NASIL AŞINDIRILIR?

Bu aşamalı süreçte içerik dili de değişir. Önce masum estetik beğeniler oluşur; ardından haz merkezli yaşamın yüceltilmesi, cinselliğin metalaştırılması ve inanç alanında relativist ya da deist söylemler kişisel tercih etiketiyle dolaşıma girer. Tehlike tek bir mesajda değil; toplam etkidedir. Zihin, tekrar edilen her şeyi olağan kabul eder.

DİN, TÖRE VE KORUYUCU SINIRLAR

İslam düşüncesi ve kadim töre, bu yüzden bakışı baştan sınırlar. “Gözlerin zinası bakmaktır” uyarısı, ahlaki olduğu kadar psikolojik bir savunma hattıdır. “Kişi sevdiği ile beraberdir” sözü ise bir mecaz değil, istikamet ölçüsüdür. İnsan kime hayranlık beslerse, zamanla ona benzer.

TOPLUMSAL KELEBEK ETKİSİ

Kadın–erkek ayrımı olmaksızın herkes bu sürecin parçasıdır; ancak sosyolojik olarak kadındaki değişim çoğu zaman bir kelebek etkisi oluşturur. Kadın, ailede, kültürde ve nesiller arası aktarımda merkezî bir rol üstlenir. Onun dili, sınır algısı ve öncelikleri dalga dalga yayılır. Bugün insanların yalnızca davranışlarının değil; imajlarının, duruşlarının hatta yüz ifadelerinin bile giderek birbirine benzemesi, bu uzun süreli maruziyetin sonucudur. Herkesin özgür olduğu iddia edilen bir dünyada, herkes birbirine benzemektedir.

HAFIZA, TÖRE VE OĞUZ KAĞAN

Bu toprakların hafızası başkadır. Şehit kanlarıyla savunulmuş bir vatanın üzerinde, örf ve töre asırlar boyunca bedel ödenerek korunmuştur. Oğuz Kağan anlatıları, gücün parıltıyla değil nizam ve ölçüyle anlam kazandığını hatırlatır. Kadın figürü gösterişli değil vakarlıdır; belirleyicidir ama sınır sahibidir. Kültür, yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceği de korur.

YENİ NESİL VE SORUMLULUK

Yeni bir nesil geliyor. Bu nesil bizim sözlerimize değil, bizim hâlimize bakacak. Kimi örnek aldığımızı, neye alıştığımızı, neyi normalleştirdiğimizi görecek. Kendini koruyamayan bir toplum, neslini de koruyamaz.

SON MUHASEBE

En sevdiğiniz, hâlâ hayatta olan on ünlüyü düşünün. Sonra kullandığınız dile, duruşunuza, normal saydıklarınıza bakın. Kime benzediğinizi, neye dönüştüğünüzü ölçün. Çünkü insan, fark etmeden hayran olduğu şeye benzemeye başlar.

SON SÖZ

Mesele ünlüler değildir.

Mesele, oltayı fark edip etmediğimizdir.

Ve asıl soru şudur:

Bize sunulana mı alışıyoruz, yoksa bizi biz yapan istikameti mi koruyoruz?


ATİLLAHAN KURT