MÜSİAD Başkanı Özdemir: Ekonominin asıl ihtiyacı öngörülebilirlik

img

MÜSİAD Başkanı Özdemir: Ekonominin asıl ihtiyacı öngörülebilirlik

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon kadar geleceğe ilişkin belirsizliğin de üretici ve yatırımcılar açısından önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Enflasyonun 2029’da tek haneye indirilmesini mevcut şartlar altında daha gerçekçi bir hedef olarak değerlendiren Özdemir, dezenflasyon politikalarının üretimi ve yatırımları zayıflatmaması gerektiğini vurguladı.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, 23-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek MÜSİAD EXPO 2026 öncesinde gerçekleştirilen basın toplantısında Türkiye ekonomisinin gündemindeki başlıkları değerlendirdi.

Enflasyon, faiz politikası, sanayide kapasite kullanımı, finansmana erişim, küresel ticaretteki yavaşlama ve teknolojik dönüşüm hakkında açıklamalarda bulunan Özdemir, iş dünyasının önünü görebileceği güvenilir ve istikrarlı bir ekonomik zemine ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Özdemir, “Bizim için birinci problem enflasyonun yüksek olması değil, öngörülemezlik.” diyerek ekonomik kararların alınmasında yalnızca mevcut oranların değil, geleceğe ilişkin beklentilerin de belirleyici olduğunu söyledi.

Tek haneli enflasyon için 2029 hedefi

Enflasyonun 2029 yılında tek haneli seviyelere düşürülmesini mevcut ekonomik koşullar bakımından daha gerçekçi ve temkinli bir hedef olarak değerlendiren Özdemir, iş dünyasının bu süreçte uygulanacak politikaları açık biçimde görmesi gerektiğini ifade etti.

Yüksek enflasyonun satın alma gücünü zayıflattığını, üretim maliyetlerini artırdığını ve fiyatlama davranışlarını bozduğunu belirten Özdemir, buna karşın ekonomik programın yalnızca tek bir gösterge etrafında şekillendirilmemesi gerektiğini savundu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yayımladığı verilere göre yıllık tüketici enflasyonu Ağustos 2026’da yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Aylık artış ise yüzde 1,84 oldu. TCMB’nin enflasyon verileri fiyat artış hızındaki gerilemenin devam ettiğini, ancak oranların hâlâ yüksek seviyelerde bulunduğunu gösteriyor.

Özdemir, enflasyonun belirlenen takvim içinde düşürülmesinden çok, ekonomik aktörlerin önümüzdeki döneme ilişkin plan yapabilmesini sağlayacak öngörülebilir bir yol haritasının önemli olduğunu dile getirdi.

Dezenflasyon ile büyüme arasındaki denge

Yeni Orta Vadeli Program’ın dezenflasyon ve ekonomik büyümeyi aynı anda sürdürmeyi hedeflediğine dikkati çeken Özdemir, bu iki hedefin hangi politika araçlarıyla hayata geçirileceğinin belirleyici olacağını söyledi.

Özdemir, enflasyonla mücadele edilirken sanayi üretiminin, yatırımların ve istihdamın korunması gerektiğini vurgulayarak sıkılaşma politikalarının reel sektör üzerindeki etkilerinin yakından izlenmesi çağrısında bulundu.

Enflasyonun farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğine işaret eden Özdemir, talep kaynaklı fiyat artışlarının yanı sıra küresel şokların, enerji maliyetlerinin, finansmana erişimdeki güçlüklerin ve yatırım ortamındaki belirsizliklerin de dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

“Enflasyonu önemsemeyelim demiyorum ancak tek hedef haline getirilmesini doğru bulmuyorum.” diyen Özdemir, üretimi yavaşlatmaya dayalı politikaların uzun vadede arzı sınırlandırarak fiyat baskılarının yeniden artmasına yol açabileceğini savundu.

Özdemir, “Ülkemizin insanını ve sanayicisini, enflasyonu düşürmek ile üretimi soğutmak arasında bir tercihe zorlamayalım.” mesajını verdi.

“Enflasyon takıntısı oluştu”

Türkiye’de ekonomi gündeminin büyük ölçüde enflasyona odaklandığını belirten Özdemir, fiyat istikrarının önemini korumakla birlikte yatırım, üretim, istihdam, teknoloji ve ihracat gibi alanların geri plana itilmemesi gerektiğini söyledi.

Ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerine göre belirlenmemesi gerektiğini ifade eden Özdemir, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli üretim kapasitesini güçlendirecek bir sanayi politikasına ihtiyacı bulunduğunu dile getirdi.

Özdemir’e göre kalıcı fiyat istikrarı, yalnızca talebin sınırlandırılmasıyla değil; üretim kapasitesinin artırılması, verimlilik kazanımları, enerji maliyetlerinin azaltılması ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesiyle sağlanabilir.

İş dünyasının en önemli taleplerinden birinin öngörülebilirlik olduğunu yineleyen Özdemir, faiz, kur, kredi ve maliyet koşullarında ani değişimlerin yatırım kararlarını erteletebildiğini söyledi.

Sanayide atıl kapasite uyarısı

Türkiye’nin farklı illerindeki sanayi kuruluşlarını yakından takip ettiğini belirten Özdemir, tesislerdeki gerçek kapasite kullanımının doğru biçimde ölçülmesi gerektiğini ifade etti.

Neredeyse her hafta farklı bir şehri ziyaret ettiğini ve sanayicilere ilk olarak üretim kapasitelerini sorduğunu anlatan Özdemir, bazı tesislerde beş üretim hattından yalnızca ikisinin çalıştırıldığını söyledi.

Buna rağmen aynı alanlarda yeni yatırımların gündeme getirilebildiğine dikkati çeken Özdemir, ihtiyaç analizleri yapılmadan gerçekleştirilen yatırımların atıl kapasiteyi artırabileceğini belirtti.

“İş yok deniliyor ancak aslında iş var. Bazı durumlarda yapılan yatırım gerçek ihtiyacın üzerinde kalıyor.” değerlendirmesinde bulunan Özdemir, Türkiye’nin mevcut sanayi envanterinin ayrıntılı biçimde çıkarılması gerektiğini savundu.

Özdemir, hangi bölgede, hangi sektörde ve ne ölçüde üretim kapasitesi bulunduğunun belirlenmesinin yeni yatırımların doğru yönlendirilmesini sağlayacağını söyledi.

“Bilmediğimiz bir şeyi tahminle yönetemeyiz.” diyen Özdemir, kamu desteklerinin ve finansman imkânlarının sağlam verilere dayalı bir sanayi politikası kapsamında kullandırılması gerektiğini ifade etti.

Faiz indiriminin yönü üretim olmalı

Faiz politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdemir, üretimi canlandırmak amacıyla faizleri düşürmenin tek başına istenen sonucu vermeyebileceğini söyledi.

Geçmişte düşük faiz ortamında kullandırılan kredilerin önemli bir bölümünün üretim, teknoloji ve verimlilik yatırımları yerine gayrimenkul, arsa ve servet birikimine yöneldiğini savunan Özdemir, kredi genişlemesinin hedefli biçimde uygulanması gerektiğini belirtti.

Özdemir, faiz indiriminin hangi sektörleri destekleyeceğinin, kredilerin hangi şartlarla kullandırılacağının ve sağlanan kaynakların nasıl denetleneceğinin önceden belirlenmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Finansman imkânlarının sanayide teknolojik dönüşüme, makine modernizasyonuna, ihracat kapasitesinin artırılmasına ve işletmelerin öz kaynak yapısının güçlendirilmesine yöneltilmesi gerektiğini dile getiren Özdemir, geçmiş dönemde bu alanlarda önemli fırsatların kaçırıldığını söyledi.

Sanayicilerin bugün karşı karşıya kaldığı yüksek finansman maliyetlerinin nedenlerinin yalnızca mevcut para politikasında değil, geçmişte kaynakların verimsiz kullanılmasında da aranması gerektiğini ifade etti.

Ekonomi programında gevşeme beklentisi

Küresel ticaretteki yavaşlamanın Türkiye’nin ihracat görünümünü de etkilediğini belirten Özdemir, dünya mal ticareti hacmindeki artışın önceki yıla göre belirgin biçimde zayıflamasının beklendiğini söyledi.

Özdemir, küresel ticarette yaşanan ivme kaybının ihracat pazarlarında rekabeti artırdığını, Türk şirketlerinin bu dönemde daha fazla verimlilik ve pazar çeşitliliğine ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Gelecek yılın ortalarından itibaren enflasyondaki düşüşün daha temkinli bir hızda devam edebileceğini belirten Özdemir, ekonomi programının ilerleyen döneminde kontrollü bir gevşeme sürecinin gündeme gelebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Bu süreçte üretimi ve ihracatı destekleyecek finansman araçlarının devreye alınmasının önem taşıdığını ifade eden Özdemir, para politikasındaki olası gevşemenin yeniden tüketim veya gayrimenkul odaklı bir kredi genişlemesine dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

Çin’e karşı ticari tedbir çağrısı

Çin’in küresel ticarette artan ağırlığına da değinen Özdemir, yerli üreticilerin korunması amacıyla belirli ticari tedbirlerin gerekli olduğunu savundu.

Çin kaynaklı düşük maliyetli ürünlerin Türkiye’deki sanayi kuruluşlarının rekabet gücünü zorlayabildiğini söyleyen Özdemir, uygulanacak ticari bariyerlerin tüketici fiyatları üzerindeki muhtemel etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.

Çin’den yapılan ithalata yönelik yeni düzenlemelerin kısa vadede enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini belirten Özdemir, buna karşılık Türkiye’nin uzun vadeli üretim kabiliyetinin korunmasının stratejik önem taşıdığını söyledi.

Ticari tedbirlerin tek başına yeterli olmayacağını belirten Özdemir, yerli üreticilerin verimlilik, teknoloji, tasarım ve markalaşma alanlarında desteklenmesi gerektiğini kaydetti.

Yapay zekâ ve teknoloji yatırımlarına kaynak ayrılmalı

Yapay zekâ ve ileri teknoloji yatırımlarının küresel ölçekte hız kazandığını belirten Özdemir, Türkiye’nin bu dönüşümün dışında kalmaması gerektiğini ifade etti.

Teknoloji yatırımlarının yüksek maliyetli olduğuna dikkati çeken Özdemir, Türkiye’deki şirketlerin finansmana erişim şartları nedeniyle bu maliyetleri rakiplerine göre daha fazla hissedebildiğini söyledi.

Kamunun, üniversitelerin ve özel sektörün ortak hareket edeceği uzun vadeli bir teknoloji stratejisine ihtiyaç bulunduğunu belirten Özdemir, yapay zekânın yalnızca yazılım sektörünü değil sanayi, sağlık, tarım, lojistik, enerji ve savunma gibi çok sayıda alanı dönüştürdüğünü vurguladı.

Özdemir, bu yatırımların cari açığın azaltılması, katma değerli ihracatın artırılması ve Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün geliştirilmesi bakımından kritik olduğunu dile getirdi.

Sağlık ve gıdaya savunma modeli önerisi

Savunma sanayisinde sağlanan ilerlemelerin Türkiye için stratejik önem taşıdığını belirten Özdemir, benzer uzun vadeli ve merkezi planlama modellerinin sağlık ile gıda sektörlerinde de oluşturulması gerektiğini savundu.

Savunma Sanayii Başkanlığının doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir yapıyla faaliyet göstermesini önemli bulduğunu ifade eden Özdemir, sağlık teknolojileri ve gıda güvenliği için de güçlü, koordineli ve uzun vadeli stratejik kurumlara ihtiyaç olduğunu söyledi.

Özdemir, savunma sanayisinin mevcut potansiyelinin birkaç katına çıkarılması durumunda dahi Türkiye’nin genel ekonomik büyüklüğü üzerindeki etkisinin sınırlı kalabileceğine işaret ederek kalkınmanın daha geniş bir sektörel tabana yayılması gerektiğini belirtti.

Sağlık ve gıda sektörlerinin hem millî güvenlik hem de ekonomik bağımsızlık açısından stratejik alanlar olduğunu vurgulayan Özdemir, Türkiye’nin bu sektörlerde ithalata bağımlılığı azaltacak ve yerli üretimi güçlendirecek politikalar geliştirmesi gerektiğini kaydetti.

Yenilenebilir enerji faturayı düşürdü

Küresel ve bölgesel gelişmelerin Türkiye’nin ihracatına etkilerini değerlendiren Özdemir, Hürmüz çevresindeki çatışmaların ardından özellikle tekstil sektöründe Türkiye’ye yönelen siparişlerde artış gözlendiğini söyledi.

Avrupa’ya Çin’den gönderilen ürünlerde henüz belirgin bir tedarik aksaması yaşanmadığını ifade eden Özdemir, buna rağmen Avrupalı alıcıların olası risklere karşı Türkiye’den ek siparişler vermeye başladığını belirtti.

Enerji alanındaki dönüşüme de değinen Özdemir, güneş ve hidroelektrik kaynaklardan yapılan üretimin artmasının Türkiye’nin enerji faturasını aşağı çektiğini söyledi.

Yerli ve yenilenebilir kaynakların toplam üretimdeki payının artırılmasının hem cari açığın azaltılmasına hem de sanayicinin enerji maliyetlerinin daha öngörülebilir hale gelmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

MÜSİAD EXPO’da 5 milyar dolarlık ticaret hedefi

Basın toplantısında MÜSİAD EXPO 2026 hazırlıklarına ilişkin bilgi veren Özdemir, fuarın 23-26 Eylül tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirileceğini açıkladı.

Fuarda 114 ülkeden 50 bini aşkın ziyaretçi, 300’den fazla yerli ve yabancı stantlı katılımcı ile 5 binden fazla ikili iş görüşmesi hedefleniyor. Organizasyon kapsamında en az 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması amaçlanıyor.

Sanayi, teknoloji, inovasyon, üretim ve ihracat odaklı gerçekleştirilecek fuarda makine, otomotiv, savunma, enerji, bilgi teknolojileri, gıda, tarım, tekstil, sağlık, lojistik, inşaat ve gayrimenkul gibi çok sayıda sektör temsil edilecek.

MÜSİAD EXPO’nun yatırımcıları, üreticileri ve uluslararası satın alma heyetlerini bir araya getireceğini belirten Özdemir, organizasyonun Türk şirketlerinin yeni pazarlara açılması ve ihracat bağlantıları kurması açısından önemli fırsatlar sunacağını ifade etti.