“Van’da yaşamak, Van için bir şeyler yapabilmek bana büyük haz veriyor”

“Van’da yaşamak, Van için bir şeyler yapabilmek bana büyük haz veriyor”

Sayın Yörük’ü dinlerken, Van’ı yüreğimde yaşadım dersem, yanlış söz söylemiş olmam diye düşünüyorum… Hizmeti önceliği olarak kabul eden Yörük’ün çözüm konusunda “sevgi ve saygı”yı işaret etmesi ve bunu temel argüman olarak göstermesi hepimizin aklından geçenlerin net olarak ifadesi, bence… Hele hele, gençlerin önüne yeni kızıl elmalar konulmalıdır sözüne imza atmamak mümkün değil… Bakın ne diyor, Abdurrahman Nafiz Yörük: “Türkiye ancak büyük iddialarla yönetilebilecek bir yerdir. Bu Necip Millet ayağa kalkmalıdır ki coğrafyasına ve dünyaya adalet gelsin. Önümüzde okyanuslar dururken derede imkânlarımızı, gücümüzü harcamayalım. Türkiye’nin sorunları büyüktür, aynı şekilde imkânları ve potansiyeli de büyüktür. Yeter ki bunun farkında olalım, sorumluluğumuzu bilelim ve suiistimal etmeyelim”. İşte altına imza atılacak bir cümle daha… Yörük’ün ilgi ile okuyacağınızı düşündüğümüz bu röportajı bir sohbet sonucu ortaya çıktı… Beğeneceğinizi umuyorum…
Zeliha SORKUNLU
Haber Müdürü
Sayın YÖRÜK; sizi Van ve bölge halkı çok iyi tanıyor; ancak okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için bize biraz Abdurrahman Nafiz Yörük’ü anlatır mısınız?
1958 yılında Van ili Cumhuriyet Mahallesi Çalık Sokak’ta dünyaya gelmişim. Tahsil hayatım da Van’da geçti. Askerliğimi Denizli’de kısa dönem olarak yaptım. 1980 ihtilalinden sonra kısa bir süre hapiste kaldım. Devlet kurumları işe almadıklarından, aile büyüklerimizin de teşviki ile müteahhitliğe başladım. Şeceremiz beş yüz yıl öncesinin Karaman’ından geldiğimizi işaret etmektedir; yani 500 yıllık Vanlıyız. Hâlen bütün imkânlarımızı Van’a hasrederek; akrabalarımız, hısımlarımız, aile dostlarımızla Van’da yaşamaktayız.
YTY ŞİRKETLER gurubu olarak, kaç yıldır bu sektörde hizmet vermektesiniz?
Müteahhitliğe 1980 yılının Mayıs ayında başladım. Benim herhangi bir öngörüm yoktu. Afet İşleri’nde ambar memuru olarak çalışırken yüksek okulumu bitirmeye çalışıyordum. İhtilal oldu, bizi işten kovdular. Nişanlıydım; evleneceğim günden bir gün önce işsiz kalmıştım. Güvenlik fişlemesinin olmadığı bir sektörü mecburen seçtim. 34 yıl olmuş.
Birçok firma özellikle riski az olan şehirlerde ve bölgelerde çalışmayı tercih ediyor. YTY Yol İnşaat olarak riskli olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde iş yapmaktasınız. Özellikle bu bölgelerde iş yapmayı neden tercih ettiniz ve bu sizi hiç tedirgin etmiyor mu?
Bu sorunuzdan anladım ki siz Van’ı görmemişsiniz. En kısa zamanda bekliyorum. İnsanlar sorumluluklarından kaçmamalılar. Biraz önce 500 yıllık Vanlı olduğumuzu söylemiştim. Biz bu toprakların her tadını tatmışız. Acı da olsa benimdir. Ailemiz 1915 yılında Ermeni mezalimine uğramış, Tatvan üzerinden Urfa’ya muhacir olarak gitmiş, her türlü acıyı çekmiş. Amcam Diyarbakır’da, dedem Yusuf Urfa’da rahmete gitmiş, birçok aile efradımız yollarda, savaşlarda kaybolmuş. Geriye kalanlar yine Van’a dönerek kök salmış. Şimdi Van’da 3.000 kişilik aile yapımızla hayatımıza devam etmekteyiz. İnsanın tarihine saygı duyarak, ders alarak hayatını idame ettirme mecburiyeti var, kanaatindeyim. İçinde bulunduğumuz suni gündemlerle çok zaman kaybettik. Artık insanımıza daha fazla özen göstermek, bilhassa gençlerin önünü açmak zamanıdır. Van’da yaşamak, Van için bir şeyler yapabilmek bana büyük haz veriyor. Bunu, ömrüm yettikçe devam ettirmek istiyorum.
Bölge halkı, siyasi yöneticiler sizin dünya görüşünüzü, siyasi tercihlerinizi, yani ülkücü kimliğinizi iyi bilmekte. Bölgede yaşanan olaylar nedeniyle işi aldıktan sonra çalışmalarınızı hiç aksatmak isteyenler oldu mu, bunlarla nasıl mücadele ettiniz?
Biz bu bölgenin geçmişini, bugününü ve geleceğini iyi analiz ettiğimizi ve bunların çözüm yollarını çok iyi bildiğimizi, düşünüyoruz. Ankara ihtilal veya siyaset yapıyor, bizim problemlerimiz daha çok artıyor. Bölge insanının naçizane ricası, talebi, beklentisi bizim geleceğimizin günlük siyasete alet edilmemesidir. Devlet sadece “Adaleti sağlasın”, diğer problemler bölgenin irfan sahibi, karakterli kadrolarıyla çözülür. Bu bahsi biraz açmazsam yanlış anlaşılabilir. Biz genel Türkiye gündeminden uzak konumda değiliz; fakat genel olumsuzluklardan daha fazla etkileniyoruz. Siyasi irade bürokrat atarken genellikle yanlış seçim yapıyor; bölgenin tarihini, coğrafyasını, kültürel yapısını bilmeyen insanlar devleti temsil ediyor. Yerel siyasetçiler de benzer usullerle seçildiği için seviye halkın altında kalıyor. Bölgeyi bilen, seven, problemleri çözecek birikimleri olan insanlar dışlanmış oluyor. Bu durum maalesef yıllardır böyledir; 12 Eylül ihtilalinden itibaren ise çok daha belirginleşmiştir. Siyaset halka hizmet yarışı ise tüm siyasi partilerin halkı gerçekten dinlemelerini beklemek hakkımızdır. Ancak işleyişin, sahih bir demokratik işleyiş olmadığını söylemek zorundayım. Bu durum seviyeyi düşürdüğü gibi halkın da katılımını ve denetimini engellemektedir kanaatindeyim.
Ülkücü kimliğe sahip bir iş adamı olarak terörün devam ettiği bir ortamda hiçbir araç-gereciniz tahrip edilmedi ve yakılmadı. Bunun sebebi sizce nedir?
Zarar görebilirdik, Allah’a şükür ki böyle bir musibete uğramadık. Terör eylemleri bir yana halktan herhangi bir zarar görmemiz söz konusu bile olamazdı. Ailemiz, asırlardır yönetici olarak, asker olarak, tüccar olarak; bu topraklarda yaşamış, köklü bir “yapı” oluşturmuştur. Günlük siyasetin dışında kalmaya özen göstermiştir. Kişisel menfaatini, toplumun menfaatinin önüne geçirmemiştir. Siyasete girenler, hüküm noktasında yer alanlar da bu hassasiyete uymuştur. Sözgelimi Amcam Yüzbaşı Şükrü Yörük, Rus harbinde gazi olmasına rağmen seferberlikte Van halkının göçünü organize etmiş, dönüşte iki dönem belediye başkanlığı yapmıştır. Amcazadem Ömer Yörük, Muş-Tatvan cephe komutanı olarak Atatürk’ün övgüsüne mazhar olmuş bir askerdir. Yine Amcazademiz Kemal Yörük, Cumhuriyet başsavcılığı döneminde, Özalp’ta sivillerin öldürülmesi olayında halkın yanında yer almış, haksızlığa engel olmaya çalışmış; ayrıca Said-i Nursî yargılamalarında çok adaletli davranmıştır. DP’den iki dönem milletvekilliği yapmış, Özalp hadisesini Meclis kürsüsünden Türkiye’nin gündemine taşımıştır. Merhum babam Cemil Yörük, nezaket ve cesareti şahsında toplamış, Vanlılarca çok sevilen bir insandı. Van’da Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin kurucu il başkanlığını yaptı; 1960 ihtilalinden sonra siyasetin değişen üslubunu, ayak oyunlarını benimsemediği için 1969 yılında MHP milletvekili adayı olarak seçime girdi. 283 oyla kaybettikten sonra 1980 ihtilaline kadar bu partide siyaset yaptı.
Bunları söylememin sebebi aynı coğrafyada yaşarken nüfus ve nüfuz hareketleri yoğun bir şekilde sürerken siz oradasınız, her şeye şahit veya müdahilsiniz. Haksızlıklara boyun eğmiyorsunuz, her platformda sizin gibi düşünenlerle diyaloglarınız var ve en önemlisi halkı suiistimal etmiyorsunuz. Onların standartlarını yükseltiyorsunuz. Müteahhitliğim boyunca bu kriterlerle hareket ettiğimden, faaliyetlerim ve sözlerim otomatikman halkın malı oldu. Firmalarımız bütün bölgenin gurur kaynağıdır. Hayatın normal akışı içinde iyi şeylere kimse zarar veremez; verirse bunu izah edemez. Dediğim gibi başka bir musibete de Allah’a şükür maruz kalmadık. Mesleğim boyunca zannediyorum on binlerce kişi çalıştırdım; doğrusu kötü niyetli insana pek rastlamamışımdır. Ülkücü kimliğim de bu insanları rahatsız etmemiştir.
Bölgeyi gözlemlemiş ve orada insanlarla sıcak diyaloglar kurabilen birisi olarak, siz sorunların çözümünün nasıl olabileceğini, bölgeye barış ve kardeşlik havasının tekrar ne şekilde geleceği konusundaki görüşlerinizi açıklar mısınız?
Bölgenin sorunlarını ülkemizin sorunlarından ayırmak mümkün değildir. Coğrafi yapının ve iklimin sertliği, nüfus yoğunluğu, yılların ihmali, bölgenin feodal yapısının yanlış değerlendirilmesi, siyasi zaaflar ve yanlış tercihler, askerî ve sivil bürokrasinin yetersizliği yıllar içinde problemleri büyütmüştür. Basmakalıp gibi gelebilir ama çözüm sevgi ve saygıdan geçer; temel argüman budur. Gelişmiş Batı kültürlerinden veya atalarımızdan alacağımız dersler vardır. İnsanın elinde olmayan özellikleri ile yargılanması en büyük haksızlıktır. Bir insanın Kürt, Türk, Alevî, Sünnî olması elindeymiş gibi kategorilere ayrılması yanlıştır. Bu avantaj veya dezavantaj olmamalıdır. Birileri bunlarla alakalı bir hizmeti, hakkı ianeymiş gibi sunmamalıdır. Vatandaşlık bilincinin öne çıktığı bu ortam, milli devlet kavramına da aykırı değildir. Çünkü o bizim Kürdümüz, bizim Alevîmiz veya bizim Ateistimiz, bizim Komünistimiz olmalıdır. Ötekileştirmek daima emperyal güçlerin işine geldi, bundan sonra da öyle olacaktır. İnsanları kaba kimlik inşalarıyla, derinliksiz benzetmelerle şuraya veya buraya itmek yakın tarihimizde de yapılmış bir hata. Birlikte yaşama konusunda kendi tarihimizin çok öğretici olduğunu tekrar hatırlamalıyız.
Sorunları çözme konusunda sihirli bir sopaya mı ihtiyaç var… Sizce ne tür bir hareket ile çözüm sağlanabilir, nasıl bir adım atılmalı?
Gençlerin önüne yeni kızıl elmalar konulmalıdır. Türkiye ancak büyük iddialarla yönetilebilecek bir yerdir. Bu Necip Millet ayağa kalkmalıdır ki coğrafyasına ve dünyaya adalet gelsin. Önümüzde okyanuslar dururken derede imkânlarımızı, gücümüzü harcamayalım. Türkiye’nin sorunları büyüktür, aynı şekilde imkânları ve potansiyeli de büyüktür. Yeter ki bunun farkında olalım, sorumluluğumuzu bilelim ve suiistimal etmeyelim.
Bölge insanının görüşü ve yabancılara yaklaşımı nasıl? Bu bakış ve yaklaşım sorunun çözümüne engel teşkil edecek bir noktada mı yoksa sorunu çözecek bir noktada mı? Sizce siyasilerin yaklaşımları nasıl olmadır, onlara bir tavsiyeniz olacak mı?
Yabancılardan kasıt ülkemizin batısından bölgeye gelen insanlarsa, söylene söylene anlamını yitirmeye başlasa da, kardeşlikten öte söylenebilecek bir şey yok. Bu hâlâ böyledir. Siyasîlere gelince; makamı yükselenin sorumluluğu da artar. Devletin imkânlarının âdil ve amacına uygun bir şekilde kullanılmasını, bölgenin (ve aslında ülkenin her yerinin) sadece oy deposu olarak görülmemesini bekliyoruz. Bürokrat ve en önemlisi öğretmen ile imam atamalarında azami hassasiyet gösterilmesi gerekir. Mevcut algının aksine, aslında bölgemizde devletin mehabetinden kimse rahatsız olmaz; bu aynı zamanda burada yaşayan insanların teminatıdır. Ancak bu ciddiyete sahih manasıyla insana hürmet ve şefkat eşlik etmelidir. Başka problemlerin çözümü zaman içinde zaten hallolacaktır.
Sayın YÖRÜK; bölge insanı olarak bu kadar çok bilgi ve tecrübeyi elde edecek adeta sorunların mutfağında yetişmiş biri olarak, sorunların tespiti ve çözüm önerilerini anlatan bir kitap yazmayı hiç düşündünüz mü?
Naçiz fikirlerime değer verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Sizi Van veya Doğu insanını, coğrafyasında tanımak için Van’a davet ediyorum. İstanbul-Ankara stüdyolarında oturup coğrafyam hakkında ahkâm kesenlerin, daha fazla inceledikten, anlayıp bildikten dertlendikten sonra konuşmalarını hâssaten rica ediyorum. Kitap yazmaktansa kendi sahamda hizmet etmeyi bu ortamda daha fazla önemsiyorum. Bütün mensuplarınıza, okuyucularınıza saygılar sunuyorum…

İlginizi çekebilir