Ücret adaleti

Ücret adaleti

Bir kuruluşta adaleti simgeleyen göstergelerin başında ücret gelmektedir. Ücret adaletsizliklerine ilişkin algılar, çalışma hayatında kişilerin tutum ve davranışlarını şekillendirmektedir. Bu nedenle adaletsizlik algılarının nasıl oluştuğu ve bu algıların ortaya çıkardığı sorunların etraflıca incelenmesi gerekmektedir.
Ücret; belirli bir refah seviyesini amaçlayan çalışanları olduğu gibi, işverenleri, sendikaları ve toplumun genelini yakından ilgilendirmektedir. İşverenler çalışanlardan yüksek verim almayı hedeflerken; aynı zamanda işgücü maliyetlerini de en aza indirme gayreti içerisindedirler. Sendikalar, üyelerinin ekonomik ve sosyal menfaatlerini gözetmek, bunun için de toplu pazarlıklardan en yüksek kazanımlarla ayrılmak isterler. Genel itibariyle sendikaların başarıları da işverenden kopardığı ücret artışları ile ölçülmektedir. Son paydaş olan toplum ise genel refah düzeyinin artması beklentisi içerisindedir ve bunun yüksek ücretler sayesinde olacağını bilir.
Stacy Adams tarafından geliştirilen eşitlik teorisine göre, kişiler her zaman kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak; zihinlerinde bir adalet algısı oluştururlar. Kişiler işyerine katkı sağladığı kendi çaba ve nitelikleri ile başkalarının çaba ve niteliklerini; aynı zamanda çalışması sonucunda elde ettiği kazanımlarla başkalarının kazanımlarını kıyaslarlar. Kıyaslama sonucunda elde ettikleri değerlendirmeye göre tutum ve davranışlarını şekillendirirler. Algılamalarında bir adaletsizlik olduğunu hisseden çalışan; işi bırakabilir, işe yabancılaşabilir, kendi niteliklerini yükseltme yolunu seçebilir, kendi elde ettiği sonuçları değiştirmeye gayret edebilir ya da diğerlerini sabote etme uğraşı içerisine girebilir. Sözkonusu tepkiler; her işyerinin dikkatle üzerinde durması gereken bildirimlerdir. Ancak burada önemli olan sadece adil olmak değil, aynı zamanda çalışanların adaleti algılamalarını sağlamaktır.
Ücret; emeğin karşılığı olması, ekonomiyi canlandırması ve dağılımı itibariyle sosyal adaletin sağlanmasındaki etkisi açısından önemlidir. Bu önemine binaen gerek kamuda gerekse özel sektörde ücret adaletinin sağlanması, kabul edilebilir bir ücret yapısı ve sisteminin oluşturulmasıyla mümkündür. Bu süreçte; tüm kurum, kuruluş ve işletmelerin insanın fıtratında olan adalet duygusu ve beklentisi ile kıyaslama alışkanlığını göz önünde bulundurması gerekiyor.
Ücret sistematiğinde karşımıza iki farklı uygulanması gereken yöntem çıkıyor. Bunlardan birincisi iş değerlemesi, diğeri ise performansa dayalı ücret. İş değerlemesi ile adil ve dengeli bir ücret yapısı oluşturmak mümkün. Bu yöntemde yapılan işler detaylı olarak incelenir; işin taşıdığı zorluk, sorumluluk ya da işi yapacak kişinin sahip olması gereken nitelikler ücretin temeli olarak kabul edilir.
Performansa dayalı ücret ise; çalışanların ayrı ayrı performansının artmasının kuruluş performansını arttıracağı düşüncesine dayanır. Bu sistemde, performansı ölçülerek değerlendirilen kimsenin hedeflerin üzerine çıkması durumunda ödüllendirilmesi sözkonusur.
Tüm bu kitabi açıklamalardan sonra günümüz Türkiye’sindeki duruma bir göz atalım.
Özel sektörde özellikle büyük ölçekli olanlarda bu sistematiğe önem veriliyor. Ancak yıllardır birçok işletmede, STK’da ya da kamu kurum ve kuruluşlarında bilimin önerdiği yöntemler göz ardı ediliyor. Bunun sonucu olarak da kuruluşlar verimsiz ve etkin olmayan bir biçimde faaliyetlerini sürdürmek zorunda kalıyorlar.
Yıllardır kamu kurumlarının hantallığından şikayet eder dururuz. Memurların işlerini layıkınca yapmadığından yakınırız. Sonrasında da kurumları işlevsel hale getiremedik diye taşeronlardan hizmet satın alma yoluna gideriz. Taşeron şirketler de karın tokluğuna istihdam ettikleri işçileri kamu kurumlarına hizmet etmek üzere görevlendirirler. Bu yaklaşım, kapitalizmin vahşetinin yaygınlaşması, sosyal devlet anlayışından uzaklaşılması anlamına geliyor.
Kolay çözüm: Rehabilite etme, taşerona devret.
Ben bu çözüme genel itibarıyle karşıyım. Yasal düzenlemelerle personel mevzuatında değişiklikler yapılması ve kamunun kadrolu ancak işini başarıyla yapan çalışanlarla hizmet vermesi gerektiği görüşünü savunuyorum. Ancak bu düşünce, kamudaki beşikten mezara kadar iş güvencesi anlamına da gelmiyor. Çoğu zaman rüşvet alan, hırsızlık yapan memurun dahi işten atılması engelleniyor. Bu kültürün de mutlaka değişmesi gerekiyor. Ücret, bu değişimde çalışanların motivasyonlarının arttırılması, iş başarımlarının yükselmesi ve tüm kurumların daha iyi çalışmasında kullanılacak önemli bir araç haline geliyor. Sağlık Bakanlığı bahsi geçen konularda birtakım adımlar attı. Sanırım tüm vatandaşlarımız bu adımların yansımasını sağlık hizmetlerini alırken hissediyorlar.
2002 yılında o zamanki adıyla Gazi Üniversitesi Sungurlu Meslek Yüksekokuluna müdür olarak atanmıştım O yıllarda, bugünkü ifadeyle net 650 TL ücret alıyordum. Aynı dönemde benimle birlikte sekreter olarak görev yapan memur 1.150 TL, hizmetli olarak görev yapan ve işçi kadrosunda çalışan personel ise 1.500 TL net maaş alıyordu. Amir bendim ama para memurlardaydı. Gerçekten trajikomik bir hikayeydi benim için o dönemde.
Geçen hafta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun değişmesi yönünde çalışmaların başlatıldığına ilişkin haberler yer aldı medyada. Bu habere göre, ücretler için 18 ayrı meslek grubu oluşturulacak, maaşlar riske ve öneme göre ayrılacak. Yani yukarıda sözünü ettiğimiz iş değerlemesi yöntemi uygulanacak. Aynı zamanda memurların özlük hakları, tayinleri, emeklilikleri bu tasarıyla yeniden düzenlenecek. Yıllardır konuşulan eşit işe eşit ücret dönemi başlayacak. Eğer baskı gruplarından etkilenmeden objektif bir çalışma yapılırsa ve bu çalışma katılımcı bir biçimde taraflara iyi anlatılırsa ücret adaleti sağlanması konusunda önemli bir adım atılmış olur.
Yeni tasarıda memurlar ek göstergeye göre değil, meslek ve ücret gruplarına göre temel ücret alacaklar. Ücretler yapılan işin niteliğine göre farklılık gösterecek. Yapılan işin önem derecesi, özelliği ve risk düzeyi temel ücrete yansıtılacak.
Buna ek olarak engelli personel sayısının toplam çalışan sayısının %5’i seviyesine çıkarılması hedefleniyor. Halihazırda bu oran %3 olarak uygulanıyor. Sözkonusu taslağın TBMM tatile girmeden önce yasalaşması için çalışmalar hızla sürüyor.
Milletimiz her şeyin en iyisine layık. Umuyorum ki tüm bu çalışmalar bilimin prensiplerinin dışına çıkmadan, taraf gözetmeksizin, toplumun genel menfaatlerini ve aynı zamanda tüm kurumların işlevselliğini arttıracak biçimde sonuçlandırılır.