TÜRKİYE’NİN, TÜRKLER’İN ORADA NE İŞİ VAR?

TÜRKİYE’NİN, TÜRKLER’İN ORADA NE İŞİ VAR?

Mustafa Kemal Atatürk, Afganistan Kralı ile yakın ilişkiler kurmuş, Afganistan’ın umurunu ve geleceğini kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinden ayrı tutmamış bir devlet adamıdır. Özü itibariyle Türk Milliyetçisi olan Atatürk, doğal olarak Turan coğrafyası ile derinden ve yakinen ilgiliydi. Döneminin şartları gereği ABD ve İngiltere’nin husumetinden uzak kalabilmek için ilişkisini alenen sıkı olarak sürdürememesi, Turan coğrafyasına ilgisini engellememekteydi.

Afganistan ordusu kurulurken subaylarını Türkiye’de yetiştirmiş ve Afganistan ordusunu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uyguladığı kurallar ile teçhiz etmişti. Afganistan’ın Horasan Bölgesi’ndeki Mezar-ı Şerif kentinde bulunan İmam Hz. Ali’nin kabrinde devamlı olarak Türk Askeri Birliği’nin konuşlandırıış olmasının ne manaya geldiği apaçık bir gerçektir.

Zamanla İngiltere, Hindistan’da olduğu gibi Afganistan’a ve zengin doğal kaynaklarına kelimenin tam anlamı ile çökmüştü. Bu ceberutluk zaman içinde Hindistan’da olduğu gibi Afganistan’da da sürdürülmesi zor bir hal almış, nihayetinde 1929 yılında Emanullah Han  Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Sebep olarak tabiiki uygulamaya çalıştığı sosyal reformların muhafazakar unsurlarda direniş görmesi olarak yazılacaktır. Bu ve bunun benzeri bir manşeti veya söylemi dünya üzerinde herhangi bir yerde duyduğunuzda o bölgenin Küresel Çete tarafından gasp edildiği veya gasp edilmeye çalışıldığını anlayınız.

İngiltere’nin etkinliği, yerini ABD’ye bıraktıktan sonra ABD, Turan coğrafyasını gasp etme sürecine girince, Afganistan Yönetimi, Sovyetler’den yardım istedi. Bu durum; denize düşenin yılana sarılması misalidir. Sizlere hamaset dolu güzellemeler yaparak, bu mecburiyeti masum göstermek gibi bir gaflete düşmeyeceğim malumunuzdur. Zayıf düşen Afgan halkının zenginliklerini sömürme hevesi bu seferde SSCB’yi sardı ve nihayetinde SSCB, Afganistan’ı istila etti. Afgan halkı her ne kadar tekbir millet olma durumunda olmasa da, farklı ırklar ve aşiret olgusu düzeyinde topluluklardan oluşsa da SSCB işgaline tepki gösterebildi. Afganistan’da birbirinden kopuk farklı mücadele gurupları Türkiye’nin de güçlü desteği, özellikle Pakistan’ın fiili yardımları ile özgürlük mücadelesini uzun yıllar devam ettirdi. Sonuçta SSCB Afganistan’dan çekildi.

Sovyetler’in Afganistan’dan çekilmesinden sonra değişik ırk ve aşiretlere mensup özgürlük savaşçısı guruplar arasında bu defa iktidar çatışmaları başladı. Türkiye’nin de örtülü olarak müdahil olduğu uzun müzakereler sonunda Afganistan’da Prof. Dr. Burhanettin Rabbani başkanlığında bir hükümet teşkil edildi. Burhanettin Rabbani yabancı askeri unsurların Afganistan’dan çekilmesini, Afganistan’da Türk askerinden başka bir askeri unsur görmek istemediğini ilan edince suikastla katledildi. Afganistan’da tekrar iç çatışma başlatıldı. Bu iç çatışmalarda Şiici İran Gladyosunun da önemli etkisi oldu.

Şunu da belirtmekte fayda var; Suud Krallığı desteğiyle Talebe kavramından türetilerek Taliban örgütü ihdas edildi. ABD’deki Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı yapıldığı günlerde Taliban’ın ABD’de temsilciliği bulunmaktaydı. Suudlar’ın ve ABD’nin etkisiyle Taliban, Afganistan’da etkin hale getirildi. Afganistan’ın doğan zenginliklerini gasp etmekte olan enerji şirketlerinden de Taliban’a %5 hisse verildi. Özetleyecek olursak Taliban denen unsurun ne Afgan halkının izzeti, ne İslam hassasiyeti ne de bağımsız bir Afganistan’ın inşası gibi bir derdi vardı. Taliban’ın, ABD kaynaklı sapık, psikopat ve sosyopat kiralık katillerinden ( Black Water ) herhangi bir farkı yoktur. Nihayetinde millet olmayı başaramamış bütün halkların başına gelecek olan nihai kader; kendilerinden gibi görünen kukla bir yapının emri altına girmek mecburiyeti mazlum Afgan halkının da başına gelmiştir.

Zaman içerisinde Pakistan’ın açık, Türkiye’nin örtülü müdahaleleriyle Taliban dağıldı ve güç kaybetti. Bu defa Taliban’ın içerisinden Suud Krallığı ve ABD ortak yapımı El-Kaide sahneye çıktı. ABD, Afganistan’da umduğu hâkimiyeti gerçekleştiremedi. ABD’nin kiralık canileri Afganistan çeşitli direnişçi grupları karşısında tutunamıyordu. Askeri literatüre geçmiş olan bir doktrin olan ABD’nin kara savaşlarında zayıf olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkıyor, hava bombalaması dışında askeri bir taarruz kabiliyetinin olmadığı bir kez daha tescillenmiş oluyordu. Nihayetinde sivilleri bombalamak suretiyle yapılan katilayamlar, dünya kamuoyunda skandal olarak algılanarak ayyuka çıkmıştı. Sonuçta ABD’de Sovyetler gibi Afganistan’dan çekilmeye mecbur kaldı.

Şimdi sorulması gereken soru şudur; Türkiye’de Afganistan’dan çekilsin mi yoksa Afganistan’da kalsın mı?

Bu soruya cevap verirken bir soruya net bir şekilde cevap aranmalıdır. Türkiye, Afganistan’ı kime bıraksın?

Bugün çok net olarak gün yüzüne çıkmış bir gerçek vardır. Küresel Çete, Pentagon eliyle finanse ettiği terör örgütleri vasıtasıyla değişik coğrafyalarda oluşturduğu çatışma ortamında, terör merkezli olarak dolaylı yönetim gerçekleştirmektedir. Afganistan Turan coğrafyasının merkezinde yer almaktadır. Türker’in dayanağı olan Horasan muhteviyatının coğrafyasının önemli bir kısmı Afganistan’da bulunmaktadır.

Küresel Çete deniz ticaretine müdahale edebiliyor, korsanlık yapabiliyor fakat Çin’den İngiltere’ye kadar uzanan kara ipek yolunda inisiyatif alamamaktadır. Afganistan, İpek Yolu adı verilen ticaret yolunun en önemli kavşak noktalarından birini oluşturmaktadır. Türk Devletler Keneşi’nin kurulduğu, kurumsal yapısının oluşturulduğu, sekreteryasının Türkiye’de teşkil edildiği bir dönemde Türkler’in, Afganistan’ı kimseye bırakmayacak oluşu uluslararası siyasi ve diplomatik manada şaşırtıcı bir çıkış değil, zaten hiçbir zaman ayrılmadığı, dostluğun ötesinde kardeşlik hukukuyla bağlı olduğu coğrafyadan asla çıkmayacağı bir gerçekliktir.

Sadece Türk olabilenlerin anlayabileceği bir hakikattir ki; Türkler, Türkye’de, Kazakistan’da, Özbekistan’da, Tacikistan’da, Türkmenistan’da, Moğolistan’da, Macaristan’da, Azerbaycan’da yaşayan Türklerden ibaret değildir. Türkiye’de Türkiye’den ibaret değildir. Şimdi en muhtaç olduğumuz durum; bütün Türk Devletleri’nin halklarının tekbir millet oldukları şuuruna inkılâp edebilmesi, o kıvama erişebilme mecburiyetidir.

Murat Bahadır Akkoyunlu

Rusça