Trafik terörü

Trafik terörü

Gazetenin bu sayısında hangi konuyu işleyeyim diye düşünürken televizyonu açtım ve izlediğim haberle yine mi diye kendi kendime söylenmeye başladım. Haber bülteninde “Çankırı’nın Ilgaz İlçesi yakınlarında ilk belirlemelere göre lastiğinin patlaması sonucu şerit ihlali yapan minibüs ile otomobilin çarpıştığı kazada 9 kişi öldü, 1 kişi yaralandı. Kaza nedeniyle ulaşıma kapanan karayolunda kilometrelerce araç kuyruğu oluştu. Kaza ile ilgili soruşturma başlatıldı” deniyordu. Çok dinliyoruz bu tip haberleri alıştık gerçi ama ben o anki psikoloji ile bu sayıda trafik sorununu yazmaya karar verdim.
Terör kelimesi, ABD’li yazar Ann Weil tarafından Disasters: Terrorism (Felaketler: Terörizm) adlı kitabında, “rastgele seçilmiş ya da sembolik değeri olan kurbanların, şiddetin aracı olarak seçildikleri bir savaş yöntemi” olarak tanımlanmış. Aslında bu kavram literatürde pek de trafikle özdeşleştirilmiyor. Ancak bazen kazalar öyle canımızı yakıyor ki, medyada yer alan haberlerde başlıklar hemen trafik terörüne dönüyor. Ben de yazının başlığında bu ifadeyi kullandım, çünkü ülkemizde bu trafik belası bazen rastgele, bazen de göz göre göre kendine her yıl binlerce kurban seçiyor. Trafikte direksiyon başına geçen birçok kişi bu işi savaş haline çeviriyor. O halde trafik bir terör ise trafik kurallarına uymayan, başkalarının can ve malına kasteden kişilere de terörist demek yanlış olmayacaktır.
Trafik kazaları istatistiklere bakıldığında da gerçekten Türkiye’nin kanayan yarası. Şu ana kadar izlenen politikalarla yıllardır bu trafik terörüne son verilemedi. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de trafik kazaları 2002-2011 yılları arasında yüzde 279 artmış, bu dönemde 43 bin 140 kişi hayatını kaybetmiş. Yaralananlar da işin cabası. Maddi kayıpları saymıyorum bile.
Türkiye İstatistik Kurumu istatistiklerine göre, 2002 yılında 440.000 kaza olmuş, bu kazalarda 4.093 kişi ölmüş. 2011 yılına gelindiğinde kaza sayısı 1.230.000’e yükselmiş ve bu kazalarda 3.835 kişi hayatını kaybetmiş. Aynı dönemde yaralı sayısı da 116.000 den, 238.000’e yükselmiş.
Ülkemizde nüfusun artışıyla paralel olarak trafiğe her yıl yüz binlerce yeni araç dâhil oluyor. Bu artışla birlikte ilgili kurumlar kazalarda oransal bir artış olmadığını, hatta %5’lik bir azalma görüldüğünü ifade ediyorlar. Ancak bunu bir başarı olarak değerlendirmek kanımca hiç doğru bir yaklaşım değil. Ulaşım altyapısı büyük ölçüde çözülmüş, denetim mekanizmaları yapılandırılmış bir ülkede bu kadar kaza olmamalı. Bu kadar can kaybına, bu kadar mal kaybına binlerce kez yazık.
Türkiye İstatistik Kurumu ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmada ortaya çıkan sonuç, belki de bu korkunç gerçeğin arka planını göz önüne seriyor. Yapılan çalışmada, kazaya karışan 141 bin sürücüden ancak 124 bininin ehliyeti olduğu tespit edilmiş. Yani kaza yapan kişilerin tam tamına 16 bini ehliyeti olmayanlardan oluşuyor. Gerçekten çok düşündürücü bir durum. Bu sayı sadece kazaya karışanları ifade ediyor. Görüntü o ki kazaya karışmamış binlerce ehliyeti olmayan sürücü yani trafik teröristi direksiyon başında.
Trafik kazalarına neden olan en önemli faktörler aşırı hız ile geçiş önceliğine uymamak. Bu iki neden de bile bile yapılan hatalar aslında. Bu hatalar çoğu zaman telafisi imkânsız izler bırakıyor arkasında. Peki, nasıl çözülecek bu sorun?
Elbette kararlılıkla, eğitimle, denetimle ve alışkanlıklarımızı değiştirmemizle çözülecek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ağustos başında yayımladığı “Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planı” genelgesi bu kararlılığı öngören birçok yeni düzenlemeyi içeriyor. Bu planda 2015 yılına kadar yapılması gerekenler belirlenmiş ve genelge ile uygulamaya geçilmiştir. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planında sorunu çözmeye yönelik birçok madde var. Bunlar arasında;
• Kampanyalar, projeler, kurslar, kulüp faaliyetleri ve okul içi diğer faaliyetler yoluyla temel ve ortaöğretim kurumlarımızda eğitim gören öğrenci, öğretmen, veli ve servis şoförlerine trafik ve ilk yardım eğitimi verilmesi ve trafik bilinci kazandırılması,
• Motorlu Taşıt Sürücü Kursları ile ilgili mevzuat değişikliği yapılarak teorik eğitim ve direksiyon eğitimi ile sınavlarda Avrupa Birliği müktesebatı ile belirlenen standartlara ulaşılması,
• İlk yardım eğitimi konusunda yaklaşık 750 bin kişinin eğitim alması,
• Sürücü ve yaya eğitimi konusunda eğitim kalitesinin yükseltilmesi ve eğitim verilen ortalama 1 milyon 200 bin olan yol kullanıcı sayısının yüzde 50 oranında artırılması,
• Her yıl mevcut trafik polisinin yüzde 35 ‘ine trafiğin denetlenmesi ve kaza analizi, kaza araştırması ve bilirkişilik, takograf, alkolmetre, radar ve ileri güvenli sürüş teknikleri ile ilgili konularda eğitim verilmesi,
• Jandarma trafik personeline hizmet içi eğitim verilmesi,
• Askerlik hizmetinde bulunanlara trafik güvenliği eğitimi verilmesi,
• Hız denetimleri, alkol denetimleri ve radar denetimlerinin arttırılması,
• Kış lastiği kullanımının mevsim ve bölge koşulları çerçevesinde zorunlu hale getirilmesi ve denetimlerin yapılması,
• Araç kullanırken cep telefonu kullanımı denetiminin yüzde 30 oranında artırılması ve bu ihlallerin azaltılması,
• 2015 tarihine kadar araç muayene işlemi sonucunda emniyetsiz ve ağır kusurlu olarak ilk muayeneden kalma oranının en az yüzde 38’e indirilmesi gibi önemli önlemler var. Toplum olarak umudumuz tüm bu önlemlerin hayata geçmesi ve kayıplarımızın asgariye inmesi.
Ülkemizde meydana gelen özellikle ölümlü kazalar, uluslar arası platformlarda imajımızı da olumsuz etkiliyor ve bize üçüncü dünya ülkesi yakıştırmalarının yapılmasına neden oluyor. Yurtdışından, İngiltere, Almanya ve Avusturya gibi eğitim ve refah düzeyi yüksek ülkelerden gelen konuklarımın, ülkemizdeki trafikte ne kadar tedirgin olduklarına birçok kez şahit olmuşumdur. Bu kimseler, takip mesafesini çok az tutmamızı, diğer araçlara çok yakın geçmemizi, yaya geçitlerine önem vermememizi, çoğu zaman emniyet kemeri takmamamızı çok yadırgıyorlar. Bize normal gelen, onlara anormal geliyor. Elbette bu tür davranışlar kaza riskini arttırıyor ve sonrası malum. TV haberleri veya gazete manşetlerinden büyük bir üzüntü ve hatta bazen kızgınlıkla haberdar oluyoruz.
Her kuralsızlıkta olduğu gibi, trafik sorununun çözümünde de denetim ve cezalandırmanın tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Sorunun çözüm planı gerçekten konunun uzmanları tarafından hazırlanmış ve objektif birçok tespiti içeriyor. Ancak tespit tarafı biz Türkler için kolay olan kısım. Şimdi gelelim uygulamaya. Uygulamada başarılı olursak başta verdiğim istatistikleri tersine çevirebilir ve bu trafik terörü illetine hep beraber dur diyebiliriz.
Saygılarımla