Tek çatıda birleşmek karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında yeterli mi?

Tek çatıda birleşmek karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında yeterli mi?

Günümüzde insanlar artık “bireysel olarak” adım atmaktan neredeyse tamamen vazgeçti ve kendi gibi gördüğü, kendinden gördüğü çatıların altında birleşip “çoğul” seslerle varlığını gösterme yolunu tercih etmeye başladı. Öyle ki son yıllarda hızla çoğalan sivil toplum kuruluşları ile bazı illerimizde kişi başına neredeyse 3-5 STK düştüğünü biliyoruz. Bu çok çağdaş, çok demokratik ve çok takdir toplayan bir toplumsal davranış biçimi olmasıyla beraber akıllara şu soruyu da getiriyor: “Tek çatıda birleşmek çok güzel ama karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında yeterlilik var mı? Amaçlara ulaşılabiliyor mu?”
Bu ayki kulis konumuzda “Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini” merceğimiz altına aldık ve çok değişik görüş çatıları altında birleşmiş, önde gelen STK temsilcilerine sorularımızı yönelttik.

orhansamastİtibar Yönetimi Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Samast
“Ya Karar Mercilerinden Yana Tavır Alan Ya Da Karşısında Olan” Arasında Tercih Zorunluluğu

Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Toplumun demokratikleşme sürecinin başarısını ya da başarısızlığını etkileyen en önemli faktör kültürdür. Demokratik bir devletin varlığı da, sivil toplumun varlığı da büyük ölçüde demokratik siyasal kültürün varlığına bağlıdır. Katılımcı, hoşgörülü, uzlaşmacı bir siyasal kültür demokratik bir sivil toplumun oluşumu için son derece önemlidir.
Devlet ile sivil toplum kuruluşlarının ilişkisinin evrensel değerler üzerine inşa edildiği, karşılıklı bir etkileşim ortamında ancak sivil toplum işlevlerini yerine getirebilir. İktidarın kontrolü, katılım düzeyinin yükseltilmesi, demokratik tutumların yerleştirilmesi, kutuplaşmaların yumuşatılması, bilgi ve fikirlerin toplumsal yayılımının sağlanması ve sistemin sosyal sorumluluk düzeyinin arttırılması bu etkileşimin doğal sonucu olarak ortaya çıkacaktır.
Sivil toplum kuruluşlarının demokratikleşme sürecindeki rolü üzerine artan küresel vurgu, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının, gönüllü birliklerin, toplumsal hareketlerin uyanışında etkili olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada, karar alma mekanizmalarında sivil toplum kuruluşlarının tam anlamıyla etkili olduğunu söylemek zordur. Karar alma mekanizmalarının baskın “siyasal yapılanma odaklı” iş yapma kültürü Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını “ya karar mercilerinden yana tavır alan, ya da karşısında olan” arasında tercih yapmak zorunda bırakmaktadır. Her zaman rasyonel dayanakları olamayan bu karar süreci STK’ların zaman içerisinde inandırıcılıklarını yitirmelerine ve kurumsal olarak itibar kaybetmelerine sebep olmaktadır.
Türkiye’nin gelişiminin önündeki önemli engellerden biri olarak görülen bu tercih durumu, birçok farklı etkenin yanı sıra son yıllarda Avrupa Birliği üyelik süreciyle birlikte yapılan hukuki düzenlemelerle ve toplumun beklentilerine göre hareket eden, ilkeli STK’ların faaliyetleriyle değişebilecektir.
Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
İtibar Yönetimi Enstitüsü, itibar kavramının bireyler ve kurumların toplumsal konumu ve ilişkilerinin sürdürülebilirliği açısından en değerli varlıklarından biri olduğu gerçeğinden hareketle faaliyetlerini yürütmektedir. Ulusal ve evrensel değerlere sahip, itibarlı birey, topluluk, kuruluş ve kurumlardan oluşan toplum meydana getirmek amacı ile kurulmuştur.
Bireysel ve kurumsal itibar yönetimi alanlarında ve bu alanların doğal, tamamlayıcı ve ayrılmaz bileşenleri olan tanımlanan halkla ilişkiler, iletişim, etik, marka-patent, reklamcılık, medya, insan kaynakları, kariyer, kamuoyu araştırmaları, danışmanlık, strateji, uluslararası ilişkiler, kurumsal sosyal sorumluluk, sponsorluk, internet, sosyal ağlar, kurumsal vatandaşlık, çevrenin korunması, risk yönetimi, yönetişim, girişimcilik ve liderlik konularında faaliyetler gerçekleştirir.
Bu kapsamda; faaliyet alanları ve öncelikleri çerçevesinde farkındalık çalışmaları yapar, kamuoyu oluşturur. Geleceğin itibarlı toplum liderlerini yetiştirmeye katkıda bulunur. Gençler, kadınlar, çocuklar, engelliler ve toplumdaki dezavantajlı grupların dernek faaliyetlerinde katılımcılık prensibi çerçevesinde faaliyetlere katılımcı ve yararlanıcı olarak yer almalarını öncelikli olarak destekler ve özel önem atfeder. Toplumsal katılımcılığı ve bireysel yetkinliklerin gelişmesini destekler.
“Kurumsal vatandaşlık” kavramı çerçevesinde, kurum ve kuruluşların faaliyetlerini yürütürken kanuna, ahlak standartlarına, insan haklarına tam anlamıyla uyumlu davranmaları, çevreye verebilecekleri zararları en aza indirgemeleri, faaliyetlerinin içinde yaşanılan dünyayı, sivil toplum örgütlerini ve kamuyu da etkilediğinin ve tüm bu sosyal paydaşlar ile işbirliği içinde çalışma gereğinin bilincinde olmaları konusunda destekler ve bu kapsamda etkin bir “kurumsal vatandaşlık” bilincinin oluşturulmasını ve şeffaflığı destekler.

NASIR DUYANMardin Sanayici ve İşadamları Derneği Genel Başkanı Nasır Duyan
Bölgemizdeki Etkin Sivil Toplum Kuruluşları Dikkate Alınmalıdır

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarındaki etkileri bölgesel farklılıklar göstermektedir. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde yer alan güçlü ve gelişmiş sivil toplum kuruluşları karar alma mekanizmalarında etkin rol oynarken özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki sivil toplum kuruluşları karar alma mekanizmasında etkin rol alamamaktadır. Farklı bölgelerde yapılan önemli çalışmalar bu bölgelerde yer alan etkin sivil toplum kuruluşlarının bilgileri ve görüşleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Mardin’in sorunlarını en iyi Mardin’deki sivil toplum kuruluşları bilir.
Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
Biz Mardin Sanayici ve İşadamları Derneği olarak, başta Mardin olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki sanayi ve sanayicilerin tüm sorunları ile yakından ilgilenmekteyiz. Bunlarla ilgili Doğu Güneydoğu Anadolu İşadamları Derneği Federasyonu ile birlikte hareket ediyoruz. Başta vergi politikaları olmak üzere, SSK politikaları ve istihdam politikaları üzerinde çalışmalar yaparak bu bilgilerimizi bakanlıklar düzeyinde paylaşıyoruz. Ancak bu çalışmalarımızın ve önerilerimizin karar mekanizmasını etkileme konusunda ne derece etkin olduğu tartışılır.
Ahmet AbakayÇağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay
Evrensel Basın İlkelerinin Yaşama Geçmesi İçin Çalışıyoruz

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Sivil toplum kuruluşları demokratik ülkelerde, özellikle Avrupa ülkelerinde ve ABD’de oldukça etkin görevler yapan, karar mekanizmalarını etkileyen kuruluşlar olarak toplumsal yaşamda önemli işlevler görüyor. Türkiye’de de özellikle AB sürecinde hem sivil toplum kuruluşlarının sayıları hem de etkinlikleri arttı.
Ancak Türkiye’de STK’ların ülke yönetimlerinde, yani hükümetler nezdinde önerilerinin yeteri kadar kabul gördüğünü söyleyemiyorum. Çünkü ülkemizde çeşitli iktidarlar döneminde, iktidar ve bağlı kurumların, sadece “kendilerinden yana” olan, kendilerini kayıtsız şartsız destekleyen STK’ların önerilerini ciddiye aldıkları, kendilerine muhalif gördükleri STK’ların görüş ve önerilerini sümenaltı ettikleri ve değerlendirmedikleri çokça görülmektedir.
Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
Çağdaş Gazeteciler Derneği, kurulduğu 32 yıldan beri ülkemizde basın, düşünce ve ifade özgürlüklerini savunan bir dernektir. İktidarda kim, hangi parti olursa olsun, evrensel basın ilkelerinin yaşama geçmesi için aktif bir çalışma yapmaktadır. Ortaya çıkan aksaklıklar, haksızlıklar karşısında açıklamalar, paneller yapmaktadır. Son bir yıldan beri de ÇGD ile birlikte aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Foto muhabirleri Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Basın Konseyi, Parlamento Muhabirleri Derneği, Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen ve 81 ildeki gazeteci cemiyetlerinin yer aldığı 94 basın meslek kuruluşu bir araya gelerek, Gazetecilere Özgürlük Platformunu kurduk. Bu platform öncelikle cezaevlerinde bulunan 64 gazetecinin özgürlüklerinin sağlanması, tutuksuz yargılanması, Medya ve ifade özgürlüğüne saygı gösterilmesi, basın üzerindeki baskılara son verilmesi için çalışmalar yapmaktadır. Ancak birinci soruya verdiğim yanıtta da vurguladığım gibi, AKP iktidarı Gazetecilere Özgürlük Platformunun taleplerine sıcak yaklaşmadığını da vurgulamam gerekiyor.

yasar seymanBASİSEN Ankara ve Orta Anadolu Bölge Başkanı Yaşar Seyman

Ülkeyi Yönetmeye Adaylar Başarılı Olurlar

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Sivil toplum örgütleri çağdaş demokrasilerin yaşam bulduğu ülkelerde çok önemlidir. Baskı gruplarıdır. Sivil toplum örgütlerinin önemini kavramak için onlarla kurumsal ilişki içinde olunmalıdır. Sivil toplum örgütleriyle kurumsal ilişki içinde olan siyasi partiler, hükümetler, yerel yönetimler kısacası ülkeyi yönetmeye adaylar başarılı olurlar. Projelerinin yaşama dönüşümünde yol alırlar. Ülkenin gündemindeki sorunları kolaylıkla çözebilirler. Gelişmenin, huzurun, refahın, barışın yolu sivil toplum örgütleriyle çağdaş bir iletişimden geçer. Karar alma mekanizmalarının sağlıklı, koordineli ve verimli çalışmalarında başarıya imza attırırlar.
Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
Biz sendikalar olarak üst kuruluşumuz Türk – İş ve dışımızdaki işçi üst örgütleri, sivil toplum örgütleri ile üyeliği aşan çalışmalarla üyelerimizin yarınları adına projeler hazırlıyor, siyasi iktidar ve muhalefetle çağdaş platformlarda düşüncelerimizi paylaşıyor, sorunlarımızla gündem oluşturmak ve çözümünde yol alarak ülkemizin yarınlarına katkıda bulunuyoruz. Çağdaş demokrasilerdeki gibi sosyal konseyler içinde çalışmaya özen gösteriyoruz. Baskı grubu olduğumuzun bilincinde olarak haklarımızın savunucusu, izleyicisi olduğumuzu her ortamda anımsatıyoruz. Örgütlü birey, örgütlü toplum sorunların çözümü ve mutluluktur.

Manisalılar Mesir ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı ve Egem Platformu Dönem Başkanı Recep Gezinti
Yaptırım Gücü Yüksek Sivil Toplum Kuruluşları Arttıkça Demokrasimiz Daha da Güçlenecek
Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Diğer demokratik ülkelerde olduğu ölçüde olmasa da karar alma süreçlerinde STK’ların görüşlerine ülkemizde de müracaat edilmektedir. Ancak yeterli etki alanına sahip olması için, gerek sosyal ağlar gerekse de diğer ulusal ve yerel medya üzerinden daha çok seslerini duyurabilme imkânlarına kavuşmaları gerekir.

Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
Sonuçta STK’lar en nihayetinde örgütlenme amacına ve biçimine bağlı olarak değişse de genellikle bir lobi faaliyeti de yürütmektedirler. Bu faaliyetlerini yürütürken örgüt yöneticileri toplumun ortak çıkarını, bireysel çıkarların üzerinde tutabildiği ölçüde başarılı olacak ve örgütünü güçlü kılacaktır. Yaptırım gücü yüksek sivil toplum kuruluşlarının sayısı arttıkça demokrasimiz daha da güçlenecek ve kökleşecektir.

ismail koncukTürkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk

Sivil Toplum Örgütlenmesinin Gerektiği Düzeyde Olmadığı Demokrasilerde Yönetim Biçimi Örtülü Oligarşiye Dönüşmektedir

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkilerini değerlendir misiniz?
Günümüzde toplumların gelişmişlik ölçütlerinin başında, o toplumdaki vatandaşların sivil örgütlenme oranı gelmektedir. Yani gelişmiş ülkelerde sivil toplum kuruluşlarının varlığı ve etkinliği tartışılmaz bir zorunluluktur. Öte yandan bilinmektedir ki, çağdaş demokrasinin öncelikli koşullarından bir tanesi de yönetilenlerin, yönetime ve yönetenlere her düzeyde müdahil olması gerçeğidir. İşte bu müdahale, oluşturulan sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla yapılmaktadır. Sivil toplum örgütlenmesinin gerektiği düzeyde olmadığı demokrasilerde ise bu müdahale ancak seçimden seçime “öylesine” gerçekleşmektedir. Bu şekilde yönetilen ülkelerde de yönetim biçimi bir zaman sonra baskıcı bir tarza ve hatta örtülü oligarşiye dönüşmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde; sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına etki etme gücü, sadece temsil ettikleri kesimin beklentileri açısından değil, aynı zamanda sağlıklı ve modern bir demokrasinin yerleşmesi için de çok önemli bir görev olarak kabul edilmelidir.
Bir yönüyle, toplum ile karar mekanizmaları arasında köprü görevini üstlenmiş olan STK’lar, aynı zamanda bir milletin gücünü de oluşturmaktadır. Toplumsal amaç için hareket eden, kişisel çıkarın ötesinde toplumsal faydayı en üst düzeye çıkarmak için çabalayan bu ortak aklın, karar alma mekanizmalarına doğrudan etki etmesi demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla işlemesine katkı sağlayacaktır.
Bu tartışılmaz gerçeklere rağmen, ne yazık ki ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının öneminin gerektiğince kavrandığını ve karar alma süreçlerine yeterince etki ettiğini söylemek mümkün değildir. Bu durumun iki boyutu vardır: Birincisi, genelde vatandaşlarımızın ve özelde çalışanların sivil toplum örgütlerine karşı yeterli duyarlılığı henüz istenilen düzeyde değildir. Örneğin kamu çalışanları açısından süreci değerlendirirsek; ülkemizde kamu çalışanların en büyük sivil örgütlenmesi olan sendikalara dahi üye olma oranı hala yüzde 63 oranındadır. Neredeyse yarıya yakın kamu çalışanı hala örgütlü yapının dışında kalmayı tercih etmektedir. İkincisi ise; hangi düzeyde olursa olsun yönetenlerin STK’lara karşı olumsuz yaklaşımlarıdır. Her düzeydeki yöneticiler ve siyasetçiler STK’larla işbirliğini yetki paylaşımı olarak algılamakta ve buna karşı tedbir geliştirmektedir. Bu iki nedenden ötürü ülkemizde sivil toplum örgütlenmesinin istenilen düzeyi yakalayamadığını söylemek gerekir. Doğaldır ki, sivil toplum örgütlenmesi bir süreçtir. Bir anda istenilen seviyeye ulaşmak mümkün değildir. Fakat burada doğal olmayan siyasi erkin ve kontrolündeki bürokrasi anlayışının çalışanların örgütlenmesine yönelik olumsuz girişimleridir. Öyle ki, siyasi erk oluşturduğu Truva atlarıyla çalışanların örgütlü gücünü zaafiyete uğratmak ve kendi yandaş kuruluşlarını besleyerek sözde STK’larla toplumun beklentilerinden ziyade kendi projelerine hizmet eden yapılar oluşturma gayretindedir. İşte bu olumsuzluklar, ülkemizdeki STK yapılanmasının ve karar alma mekanizmaları üzerindeki etkileme gücünü olumsuz etkilemekte ve süreci yavaşlatmaktadır.
Lakin şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki; tüm olumsuzluklara, siyasi baskı ve yönlendirmelere rağmen ülkemizde de önemli bir mesafe kat edilmiş bulunmaktadır. Kamu çalışanları açısından değerlendirdiğimizde çok daha açık görülecektir ki, çalışanların oluşturduğu en önemli STK olan sendikalar, özellikle yasal zemine kavuştukları yıldan itibaren karar alma süreçlerine bir ölçüde etki edebilmektedirler. Daha önce kamu çalışanları adına her türlü karar tek yanlı olarak alınmakta, çalışanlar kendilerini ilgilendiren en hayati değişikliklerden dahi ancak uygulamaya geçildiğinde haberdar olmaktaydı. Ancak, artık bugün ekonomik, sosyal, mesleki her uygulama; sendikaların muhataplarıyla yaptığı istişare ve çalışmaların sonucunda hayata geçirilmektedir. Pek tabi ki, yönetici erkin, siyasi ahlakın gerisinde kalarak taahhütlerini çoğu zaman yerine getirmediğine şahit olmaktayız. Ama sendikaların çalışanlar adına masanın bir tarafına oturması ve söz söyleyebiliyor olması dahi, önceki dönemlerle mukayese edilemeyecek ölçüde önemli bir kazanımdır. Kaldı ki; son 9 yıldır kamu çalışanlarının ekonomik ve mesleki anlamda elde ettiği ilave kazanımları da azımsanmayacak ölçüde kendini göstermektedir. Tüm bunlar çalışanların sivil örgütlenmesinin bir sonucudur.
İçerisinde bulunduğumuz iletişim çağında demokrasinin ve sivil toplum örgütlenmesinin düzeyi tabii ki sorgulanmalıdır. Toplumumuzun ve özelde çalışan kesimlerin örgütlenme sorunları masaya yatırılmalı ve değerlendirilmedir. Fakat bundan daha önemlisi ise ülkemizdeki siyasi ve bürokratik yapının tutumunun değiştirilmesi gerektiğidir. Ülkeyi yönetenler artık STK’ların müstakil varlıklarına müdahale etmemeli, truva atları oluşturup toplum kesimlerinin birbirine düşürmekten vazgeçmeli ve ülkemizde gelişmiş demokrasinin yerleştirilmesinin en başta kendi sorumluluğu olduğunu görerek STK’ların varlığını ve gerekliliğini hazmetmelidir.

Karar alma mekanizmalarını etkileme noktasında sizin çalışmalarınız nelerdir?
Türkiye Kamu-Sen, yukarıda ifade ettiğim gerekliliklerin gerçekleştirilmesi doğrultusunda tüm varlığıyla mücadele etmektedir. 1992 yılında kurulan konfederasyonumuz, geçen bu 20 yılda hem kamu çalışanların mesleki ve ekonomik taleplerinin gerçekleştirilmesi anlamında etkin bir sendikacılığı yaşatmış, hem de çağdaş demokrasinin ülkemizde yerleşik hale gelmesi için toplumumuzun cesur sesi ve etkin bir sivil toplum kuruluşu olmaya gayret göstermiştir.
Büyük ve uzun bir mücadele sonucunda elde edilen 4688 Sayılı Sendika Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu çalışanlarının güçlü sesi olan sendikamız, hem resmi kurullarda hem de sosyal bir baskı unsuru olarak her düzeyde taraflarla muhatap olmuştur. Konfederasyonumuz Türkiye Kamu-Sen ve konfederasyonumuza bağlı sendikalarımız karar mekanizmalarını etkilemek noktasında üzerine düşen sorumluluğu her seviyede kararlılıkla yerine getirmektedir. Bugün 400 bini aşan üye sayımızla, karar alma mekanizmalarını etkileme ve kamu çalışanlarını lehine yönlendirme noktasında etkin bir mücadele yürütmekteyiz. Öncelikle Toplu Sözleşme ve Kurum İdari Kurulu Toplantıları başta olmak üzere, çalışanlar adına idareyle resmen muhatap olan sendikalarımız, bu süreçleri çalışanların taleplerinin karşılanması ve problemlerinin çözülmesi anlamında fırsat olarak değerlendirmektedir. Tabii ki, gelişmiş demokrasi anlayışının gerisinde kalan siyasi erk ve bürokratik oligarşi zaman zaman sendikal örgütlenmeyi ve sendikaları göremezden gelebilmekte, kanuna dayalı oluşan kurul ve toplantıları dahi tanımamaktadır. İşte bu noktada demokratik ve meşru haklarını kullanan sendikalarımız, yöneticiler üzerinde sosyal bir baskı oluşturmak amacıyla eylem ve etkinlikler ortaya koymaktadır. Medya çalışmaları ve hukuki girişimleri de etkin bir şekilde sürdüren sendikalarımız, bu anlamda çalışanların haklarının korunması yolunda takdire şayan bir mücadele sergilemektedirler.
Tüm bu çalışmalar göstermiştir ki, tüm olumsuz önyargı ve tutumlara rağmen sendikalarımız karar alma mekanizmaları üzerinde hafife alınmayacak ölçüde yönlendirme kabiliyetine sahiptirler. Artık, kamu yöneticileri, 2001 yılından önce olduğu gibi pervasızca hareket edememekte, kamu çalışanlarını kapı kulu olarak görememekte “Sendikalar ne der?” endişesiyle de olsa temkinli hareket etmektedirler. Gönül ister ki, yöneticilerimiz, bu kaygıdan ziyade STK’ların gerekliliğine inanarak bir işbirliği içerisinde olsunlar. Sendikaları bir rakip olarak değil bir paydaş olarak değerlendirsinler. Yine gönül ister ki, siyasi irade, yandaş kuruluşlar ihdas ederek ve besleyerek, çalışanlar arasına nifak sokmasın, kutsal hak mücadelesinin iğdiş edilmesine zemin yaratmasın, kamu çalışanlarının haysiyetini yerlerde süründürenlere fırsat vermesin. Ve yine gönül ister ki; siyasi erk ve bürokratik oligarşi, kamu çalışanlarının ülkelerini çok sevdiğini, tüm varlıklarıyla ülkelerine hizmet etme gayretinde olduklarını ve tek dertlerinin çalışma koşullarını iyileştirerek daha verimli bir hizmet üretme gayretinde olduğunu görsün.
Gelişmiş demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla yerleşik hale geldiği bir Türkiye özlemiyle…