SİBİRYA GÜNLÜKLERİ-VII

SİBİRYA GÜNLÜKLERİ-VII

Vladimir Petroviç, esas itibarıyla benimle kurduğu bu iletişim vasıtasıyla bana buranın da artık insanlar tarafından kutsal bir mekân olarak algılanmaya ve burada insanların kendi inanışlarına uygun biçimde uygulamalar yapmaya başladığını ifade etmek istemişti. Burada gerçekleştirilen küçük bir “sek sek” ritüelinden yani yiyecek içecek sunumundan sonra Taştıp Reyonu’na ulaştık. Bu şehrin (Taştıp) girişi çok şatafatlıydı. Doğrusunu söylemek gerekirse şehirlerin böyle gösterişli girişleri Hakasya’nın başka illerinde de karşılaştığımız bir hadiseydi. Muhtemelen bu girişler eski kalelerin dış kapılarını andırmak maksadıyla yapılmıştı. Nitekim bu satırların yazarı, Kırgızistan’daki pek çok şehir, kasaba ve köyün girişinde de benzeri yapılarla karşılaşmıştı.

Taştıp Reyonu’nun hemen girişine bir “çalama” yapılıp, etrafı çevrildiği için burada da durup yiyecek içecek sunma ritüeli gerçekleştirildi. Bu şekilde durduğumuz her yerde küçük ya da büyük “sarçın”lar olduğunu özellikle vurgulamamız gerekir. Üstelik bulunduğu yer ve mevkiye göre “sarçın”lar ya büyük ya da küçük oluyordu. Taştıp Reyonu’nun girişinde ayrıca şehrin sembolü olan büyük bir maral heykeli de dikiliydi. Kamlardan duyduğumuz kadarıyla burada geyikler çokmuş. Gerçekten de bu şehir dağlık ve ormanlık alanlarla doluydu. Ormanlar kayın ağaçlarının çokluğu ve dağlar yalçın kayalıklarıyla özellikle dikkatlerimizi üzerine çekiyordu. “Hakas Dil, Tarih ve Edebiyat Araştırmaları Enstitüsü” adlı kurumda beraber çalıştığımız Nina Semenovna ile de Taştıp’ın meşhur geyikleri hakkında sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Hatta kendisi bir gün kuruma geyik etinden hazırlanmış bir yemek getirmişti.

Yola devam ederken girişindeki tepeleriyle dikkat çeken İmbek adlı bir köyden geçtik. Valeriy Çeboçakov bana köyün girişindeki tepeleri göstererek “Gördün mü, şu iki tepe kadın göğüslerini andırıyor” deyip, köye bundan dolayı “İmbek” adı verildiğini söyledi. “İmbek” kelimesinin ne anlama geldiğini sorduğumda ise “imçek” cevabını verdi. Büyük ihtimalle bu tepelerin adının izahı halk etimolojisine dayanıyor. “İmçek”in Kırgız Türkçesinde “emçek” olduğu bilinmektedir. Türkiye Türkçesindeki “emzik” sözcüğünün kökeni de bu kelimeden gelmektedir.

Birçok köyü, yerleşim birimlerini geçerek yolumuza devam ettik ve nihayet V. Çeboçakov’un atalarının yaşadığı Butrahtı adlı köye yani bu kamın asıl köyüne ulaştık. Çeboçakov, yolda arabayla giderken dedesinin evini göstermek istedi ama durmadan yola devam ettiğimiz için evi tam tespit edemedi. Daha sonra buradan Çılanıç adlı köye ulaştık. Bu köyden gideceğimiz yeri göstermek için yanımıza bir kılavuz aldık. Adam önce yolu tarif etti, sonra “ben de geleyim” deyip arabaya bindi böylece hep birlikte yola devam ettik. Bu köyden yani Aleksey Sultrekov’un doğduğu “Çılanıç”tan yola devam ederek, onun büyüdüğü Tarbağın Köyü’ne ulaştık.

Köyün dışına doğru ilerleyip yola devam ettik. Kamlar, bu köyün yüksek dağlarındaki taygaların olduğu yere gitmek istiyordu. Ancak Tarbağın Köyü’nün ilerisinde bir yerde çamura saplandığımız için yola devam edemedik. Arabayı çamur ve bataklıktan zar zor çıkarabildik. Bu hadiseyi kendileri için bir işaret olarak yorumlayan kamlar (Çeboçakov, Petroviç) güya durmak istedikleri yerin esasında burası olduğunu anladı. Netice olarak arabayı çamurdan kurtarıp, arabanın yönünü geri döneceğimiz yola doğru çevirdik.

Böylece yolda giderken Hakaslar için kutsal olan “sekiz kutsal mekânı” görmüş ve küçük “sek sek” ritüellerini yapmış şekilde buralardan ayrılmıştık. Bu yerlerin bazıları herkes tarafından bilinen (Hurtuyah-Tas, Belaya Volçitsa vb. gibi) bazıları az bilinen (iki dağ arasındaki sarçın) bazılarıysa bilinmeyen (Sultrekov’un son ritüelini yaptığı yer) ancak hepsi de Hakaslar için kutsal olan mekânlardı. Esas ilginç olansa kamlar tarafında yeni bir kutsal mekân inşa edilmesiydi.