SİBİRYA GÜNLÜKLERİ-VI

SİBİRYA GÜNLÜKLERİ-VI

Hakaslar tarafından hâlâ anlatılan ve yazılı hâle de geçen bu efsane kısaca şöyledir: Rivayete göre doğal yapısı olan ve kurdu andıran bu taş heykel bütün Türk boylarının annesini temsil etmektedir. Heykelin etrafındaki diğer dokuz taş ise bu dişi kurdun dokuz oğlunu temsil etmektedir. Hakaslar, en büyük erkek çocuğun Anadolu Türklerinin (Oğuzlar) atası, diğerlerinin de başka Türk boylarını sembolize ettiğine inanıyor. Hakaslara göre annesinin yanında kalan en küçük erkek çocuk ise onların atadır. Bu efsanenin sözlü gelenekte hâlâ yaşadığını söyleyebiliriz. Nitekim efsaneyi kaynak kişi olarak hem Larisa İnnokentovna’dan hem de başka Hakaslardan duyduk. Ancak efsaneyi Hakasların ünlü şair, yazar ve folklorcusu Mihayl Kilçiçakov’dan duyan ve şiire dönüştürerek yazıya geçiren Valentina Krilovna Tatarova’dır. Valentina K. Tatarova tarafından şiir şeklinde yazılan bu efsane “Belaya Volçitsa” isimli kitapta bulunmaktadır.

Bu taş heykelin olduğu yerde küçük bir “sek sek” töreni yapıldı ve taş heykele yiyecek, içecekler sunuldu. Daha sonra yola devam ettik ancak henüz çok uzağa gitmeden Çarlık Rusya ve Sovyetler dönemindeki baskıdan sonra günümüz Hakas şamanlarının ilk tören yaptıkları yere doğru ilerledik. Bu arada asfalt yoldan değil, stepten ve taşlık yerlerden arabayla gidiyorduk. Sebebi ise kamların bu tarihî yerleri bana göstermek istemeleriydi. Burada durduk ve V. N. Çeboçakov ile V. Petroviç bana kocaman bir çukur gösterdiler. Bu ateşin yakıldığı ve törenin yapıldığı yer yani oçak (ocak) imiş. Bu tören hakkında V. N. Çeboçakov bir anısını anlattı. Burada töreni Çeboçakov, Aleksey M. Sultrekov, Sergey M. Totışev ve T. V. Kobejikova gerçekleştirmiş. Muhtemelen 1993’te yapılan bu törene devlet yetkilileri de ilk defa halkla beraber katılmış.

Buradan yolumuza devam ettik ve saat 10.00 civarında Askiz’e vardık. Buradaki “Hurtuyah-Tas Açık Hava Müzesi”nde yol kenarında durduk. Müzenin içine girmedik. Yol kenarında yine yiyecek ve içecekler toprağın üzerine bırakıldı ve biz yine yola devam ettik. Askiz ilindeki Topoyev adlı köyün ilerisinde yangının çıktığı ve ağaçların yandığı bir yere geldik. Yolculuk boyunca ilk defa burada küçük bir ateş yakıldı ve Aleksey Mihayloviç Sultrekov’un kamlık giysileri (manyak, şapka, ayakkabı), davulu ve tokmağı ateşin yanına bırakıldı. Bu mekânda da ateşin yakıldığı bir ocak vardı ve etrafı taşlarla çevrilmişti. Burası A. M. Sultrekov’un son defa şamanistik tören yaptığı bir mekân olduğu için burada durmuştuk. Tören ateşinin ilerisinde ayakta kalan bir kayın ağacı vardı ve buraya “çalama”lar asılmıştı. Biz de kırmızı “çalama”ları bu ağaca bağladık ve yola devam ettik.

Taştıp iline giderken iki dağ arasından geçen yolun kenarında durduk. Sağ tarafta “sarçın” denilen ağaçtan bir sütun vardı ve yere düşmüştü. “Sarçın” Hakas dilinde ağaçtan yapılmış ve üç bölüme ayrılmış, ucu sivri sütunu karşılamaktadır. Kısa ve ince olabildiği gibi uzun ve geniş de olabiliyor. Uzun ve geniş olanlara geleneksel Hakas figürleri çizilmektedir. Bu “sarçın”ı V. N. Çeboçakov ve arkadaşları buraya dikmişlerdi. Sonradan yere düşen bu “sarçın”ı dik bir şekilde tekrar yerine koyduk, etrafına da taşlar sıkıştırarak “sarçın”ı sağlamlaştırdık ve ona renkli “çalama”larımızı bağladık. Oraya demir paralar bırakıldığını da gördük. V. Petroviç, bana “Paraları gördün mü?” diye sordu, ben de “Evet, gördüm” dedim. O, “Demek ki artık insanlar burayı biliyor ve yoldan geçerken buraya uğruyor” dedi. Burada da yiyecek içecek sunumu yapıldı.

Rusça