Sibirya, ah Sibirya! Uzak, çok uzaklardaki diyâr olan Sibirya!

Sibirya, ah Sibirya! Uzak, çok uzaklardaki diyâr olan Sibirya!

Prof. Dr. Abdulselam ARVAS /
Masallar ve rüyalar âlemi, zorlu hayat ülkesi ve kışın bitmediği memleket…

Ve elbette bir zamanların sürgün yeri Sibirya!

Sürgün yeri olduğunu, 19. yüzyılın ünlü Kırgız halk şairlerinden, başka deyişle âşıklarından biri olan Toktogul Satılganov’dan biliyoruz (Kırgızlar, halk şairi için “akın” terimini kullanır). Nitekim aynı dönemin ünlü halk şairi Togolok Moldo, Toktogul Satılganov ile yaptığı bir atışmada onun Sibirya’ya sürgün edilişini dile getiriyor (Karşılıklı şiir söylemeye “atışma” denir, Kırgızlar buna “aytış” der):

Aydalıp ketken Şıbırga            (Sürülüp giden Sibirya’ya)

Akın Tokom, amanbı?             (Akın Tokom esen mi?)

Calpı cardı-calçığa,                  (Bütün fakir fukaraya)

Cakın Tokom, amanbı?           (Yakın Tokom esen mi?)

Manaptar menen bastaşkan    (Derebeyler ile savaşan)

Baatır Tokom, amanbı?           (Bahadır Tokom esen mi?)

Bu olay yazılı kaynaklarda da kayıt altına alınmıştır. Sibirya sürgünleri sadece bununla sınırlı değildir elbette. Tarihî kaynaklarda bu sürgünden çok sayıda insanın, hatta toplumların nasibini aldığını da biliyoruz. Yani tarih, Sibirya’yı bir sürgün yeri olarak anlatır bize.

Ancak burada Sibirya sürgünlerinden bahsetmeyeceğiz zira bu husus apayrı bir alandır. Dolayısıyla bu hususu alanın uzmanlarına bırakmak gerektiği kanısındayız. Biz bu yazı dizimizde, Güney Sibirya’da bulunan Hakasya Özerk Cumhuriyeti’nde geçirdiğimiz bir yıl boyunca gezip gördüklerimizi kaleme almaya ve Hakas dili, kültürü, folkloru vb. gibi konularda bilgi vermeye çalışacağız. Biraz samimi, biraz bilimsel bir üslubu harmanlayıp, kıymetli okurla bunları paylaşmak niyetindeyiz. Yani yazı dizimizin konusunu Güney Sibirya’da etnik bir Türk topluluğu olan Hakaslar ve onların kültürü teşkil edecektir.

Peki, Hakaslar kimdir? Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir zira burada Hakas etnisitesine mensup olarak bilinen insanların kendilerini tarif edişi de önem arz etmektedir. Bu manada saha araştırmalarımızda bu soruya çok farklı cevaplar aldığımızı ifade etmeliyiz. Mesela Göktürk, Türk, Moğol veya tarihin kadim haklarından olduğunu belirttikleri Hakas şeklinde tarif veya kabul bu soruların cevabı olarak dile getirilmiştir. Ne olursa olsun, Hakaslar bize yakındır, hatta bizdendir. Bundan ötürü Hakaslar arasında kendimizi hiç yabancı hissetmedik. Onlar da bizi kendilerinden biri olarak kabul ettiler. Bundan mütevellit bir yıl süren alan araştırmaları esnasında dağ başları ile taygalarda bu insanlarla çok vakit geçirdik.

Gelelim Hakaslara…

Araştırmacıların kahir ekseriyetine göre başta Hakaslar olmak üzere Yakut, Altay, Tuva, Şor vb. gibi Sibirya’daki birçok irili ufaklı toplum “Türk dilli halkları” teşkil etmektedir. Bu kapsamda Hakaslar hakkında çok kısa bilgi vermek gerekirse onların, bugün Güney Sibirya’nın az sayıdaki halklarından birini teşkil ettiğini belirtebiliriz. Hakaslar Abakan, Çulım, Yenisey nehirlerinin yukarı mecrasında kurulan ve 1930 yılında özerk bölge statüsüne kavuşan Hakasya Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır.

2010 yılı nüfus verilerine göre 63.643 kişi olan Hakasların 2008 yılıyla karşılaştırılınca nüfuslarında bir gerileme olduğu gözlenmektedir. Yoğunluğunu Rus vatandaşların oluşturduğu Hakasya Özerk Cumhuriyeti’nde, Hakasların dışında Ukrayn, Alman, Belarus gibi farklı etnik halklara mensup gruplar da yaşamaktadır. Resmiyette Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebine bağlı olan Hakasların esas itibariyle “Şamanist” kaldıklarını ve günümüzde de “şamanlık” geleneklerini devam ettirdiklerini ifade edebiliriz.

Hakasça, Türk dillerinden Uygur-Oğuz grubuna girmekte ve bazı açılardan Türkçeye yakınlık arz etmektedir. Örneğin Hakaslar çocuğa “pala” der, bizler bala deriz. Yine, Hakaslar balığa “palıh”, biz ise “balık” deriz. Burada bu ve benzeri sayamayacağımız kadar çok örnekten ötürü araştırmacılar, Hakasçayı Türk dillerinden biri olarak kabul ederler. Başka deyişle, Türkçe ve Hakasça hem söz dizimi (sentaks) hem de başka gramer kuralları açısından aynıdır ve ortak bir geçmişe dayanır. Esas itibarıyla Hakasların “Türk dilli” veya “Türk soylu” olarak kabul edilmesinin pek çok sebebi vardır. Ancak bunların içinden en önemli sebep dilin ortak olmasıdır. Yine görüştüğümüz pek çok insan ve hatta aydın dil benzerliğimizi vurgulamakta, soy açısından ise bir bağlantının olmadığını belirtmektedir. Bunun tersini vurgulayan, yani soy birliğine de işaret eden Hakaslar da vardır.

Günümüzde, Hakas dili ve Türkçe arasında çok fazla ortak ve benzer kelime var. Ancak eskiden bunların daha çok olduğundan hiç şüphe yok. Burada hemen tartışmalı olan bir hususa da dikkat çekmek istiyoruz. Orta Asya ve Sibirya’da yaşayan soydaşlarımızın dilini karşılamak üzere, lehçe, ağız, şive vb. gibi pek çok terim kullanılmakta ve bu husus bilimsel tartışmalara sebep olmaktadır. Bununla birlikte Türk lehçeleri için Hakas dili, Kırgız dili, Türk dili vs. gibi kullanımların olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bazı görüşlerden hareketle bütün bu dilleri Türkçe olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Ancak Türkçe de dâhil olmak üzere bunların tümü için Türk dilleri tabirini kullanmanın daha doğru bir tanımlama olacağı kanaatindeyiz. Bunu söylerken, diğer Türk dillerine mensup bilim adamlarının da bakış açısını göz önünde bulunduruyoruz. Dahası, bilim dünyasında “Türk” ve “Turkic” kelimeleri birbirinden farklı terimler şeklinde anlaşılmaktadır. Belki bu yabancı tabiri yani “Turkic” ifadesini “Türklük” olarak ifade edebiliriz. Buna göre “Türk” deyince Türkiye Cumhuriyeti ve vatandaşları akla geliyor. “Turkic” terimiyle ise Türk menşeli bütün devlet ve toplumlar kastediliyor.

Malum, dil hususu her millet için çok önemlidir. Zira dil bir halkın, bir milletin kimliğinin oluşmasında, asimile olmasının engellenmesinde ve teknolojik açıdan ilerlemesinde en önemli unsurdur. Ayrıca dil bir halkın tarihinin, kültürünün temelini oluşturup, geleceğine yön verir. Eğer bir halkın kendi dili yok olursa bunların hiç biri gerçekleşmez.

Gelgelim Hakas dili konusuna, bizim tabirimizle Hakasça konusuna…

Bugün, maalesef, Hakaslar günlük yaşamlarında Rusçayı daha aktif kullanan ve giderek dillerini unutmaya başlayan Türk dilli bir etnik topluluğa dönüşmüştür. Belki bu ifade köylerdeki insanlar için net olarak ifade edilemeyebilir ancak şehirlerde yaşayan Hakaslar için bu cümle rahatlıkla kurulabilir. Elbette hayatın bir realitesi olarak Rusça köylere kadar girmiş ve her evde bu dil anlaşılmakta ve konuşulmaktadır. Zira bu hadise, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin, şimdiyse Rusya Federasyonu’nun hâkim olduğu neredeyse bütün Türk soylu ve Türk dilli halkların bir gerçeğidir. Buna rağmen Hakas dilinin şehirlerde tamamen unutulmadığını da anımsatmak gerekir. Neticede az da olsa şehirlerde Hakasçayı konuşmaya devam eden insanlar var. Yine de durumun vahim olduğunu dile getirmek gerekir.

Bugünkü yazıyı kısa bir hatıramızla noktalamak isteriz. Hakas Dil, Tarih ve Edebiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde beraber çalıştığımız Nina Semenovna Maynogaşeva ve farklı kurumlardan bazı kişilerle Hakasya’nın kırsal kesiminde bulunan bir okulu ziyarete gitmiştik. Burada öğretmenler ve öğrencilere tavsiye mahiyetinde bize de söz hakkı verildi. Biz de özetle farklı dillerin öğrenilmesinin insanın, hatta toplumun gelişimi için ne kadar mühim olduğunu belirttik. Ancak bir halkın sürekliliğinde ve kültürle tarihinin yaşamasında ana dilin hayatî ehemmiyetine değinmek suretiyle kısa bir konuşma yaptık.

Önümüzdeki yazıda Hakasça ve Türkçe arasındaki kültürel ve etimolojik açıdan ortak veya benzer olan bazı sözcükler var.

Sağlıcakla…

SİBİRYA GÜNLÜKLERİ-I

İlginizi çekebilir