Sezgin : Dış politikada bahar havası kışa döndü

Sezgin : Dış politikada bahar havası kışa döndü

İçişleri eski Bakanı İsmet Sezgin güncel konularda görüşlerini açıkladı

Bakan Sezgin,anayasa çalışmalarıyla ilgili olarak da “Anayasa da her şey den önce temel hak ve özgürlükler çağdaş Anayasalar da olduğu gibi evrensel değer ve kuralların zemininde güvence altına alınmalıdır. Haklar ve özgürlükler istisna değil kural olmalıdır. Anayasa; yargıyı çağdaş anlamda bağımsız ve tarafsız kılmalıdır”dedi

İsmet Sezgin,yeni anayasanın  bir milli mutabakat zeminine oturtulması gerektiğini belirterek “Anayasa; yargıyı çağdaş anlamda bağımsız ve tarafsız kılmalıdır. Anayasa etkili ve verimli bir yürütmeyi, ondan tam anlamıyla bağımsız demokratik denetimi gerçekleştirebilecek bir yasamayı ve rejimin güvencesi olan bağımsız yargıyı hedeflemelidir”dedi.

İçişleri eski Bakanı  İsmet Sezgin’le yaptığımız söyleşi şöyle :

Eski bir siyasetçi olarak, bugünkü iktidarın sıfır dış politika diyerek yola çıkması ancak başta İsrail  beraberinde Suriye İran gerginliği, Türkiye’de TBMM de sert tartışmaların yaşanmasını ülke yönetimi beraberinde komşularla ilişkilerini sağlıklı buluyor musunuz? 

Sezgin: AK Parti iktidarı sıfır sorunlu  dış politika diyerek yola çıkmıştır. Önceleri İsrail’le olan yakınlaşma, Suriye ile olağanüstü ilişkiler, Mısır ve Libya dostlukları, Ermenistan kapısının açılma vaatleri, İran la olan temaslar bir süre bahar havası yaratır görünmüştür. Hemen  hemen  “Van minute” olayından sonra bahar kışa dönmüştür.

Yanlışlar birbirini izlemiş Libya, Mısır ve Suriye de açıkça kendini göstermiştir. Sayın Başbakanın kendilerine özgü Ortadoğu politikası sıfır sorun dış politika söylemini çıkmaza sokmuştur. İsrail. Suriye ve İran’la büyük sorunlar çıkmış ve tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Hükümet dış politikasını ABD ekseni doğrultusunda yönlendirmektedir.

Halkın ihtiyaçları açısından yeni anayasa çalışmaları hepimizce malum! İktidarın öncülüğünü yaptığı yeni anayasa oluşturma sürecinde iktidarın siyasi partilerimiz

Sivil Toplum Kuruluşları ve toplumun tüm katmanlarının görüşünü alarak yeni anayasa yapımı için toplum mutabakatını sağlayabileceğine siz inanıyor musunuz? 

Sezgin:-Türkiye’nin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyacı vardır. Türkiye’nin her alanda yeniden yapılanması gerektiğine inanıyorum. Anayasamız bir milli mutabakat zeminine oturtulmalıdır. Ancak böyle Anayasa sivil ve demokratik olabilir. Anayasa da her şey den önce temel hak ve özgürlükler çağdaş Anayasalar da olduğu gibi evrensel değer ve kuralların zemininde güvence altına alınmalıdır. Haklar ve özgürlükler istisna değil kural olmalıdır. Anayasa; yargıyı çağdaş anlamda bağımsız ve tarafsız kılmalıdır. Anayasa etkili ve verimli bir yürütmeyi, ondan tam anlamıyla bağımsız demokratik denetimi gerçekleştirebilecek bir yasamayı ve rejimin güvencesi olan bağımsız yargıyı hedeflemelidir.

Yürütmeyle yasama tam anlamıyla birbirlerinden ayrılmalı ve demokratik denetimi mümkün kılan kuvvetler ayrılığı  teminat altına alınmalıdır. Yasama ile yürütmenin iç içe geçmesi demokrasimizin karşı karşıya kalacağı sorunların, tıkanıklıkların, kronik istikrarsızlıkların en önemli nedenidir.

Yürütme erkini ele geçiren güç, yasamaya da egemen olmakta ve yargı bağımsızlığına el atarak bu erki de işlevsiz bırakmaktadır. Yeni Anayasa  çalışmaları  için Meclisimizdeki bütün siyasi partilerin mutabakatları sağlanmalı, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşlarının, toplumun tüm katmanlarının görüşleri alınmalı ve uzlaşma esas olmalıdır.

Anayasalar, Devletle bireyler arasındaki  bir toplumsal sözleşme olduğuna göre; Bireyle Devlet ilişkilerini bireye ağırlık vererek çözümlemelidir. İktidarlar oy çoğunluklarına güvenerek Anayasaları kendi çıkarları doğrultusunda yapmak isterlerse büyük yanılgı içersine girerler;  Bu Anayasa toplumun değil siyasal iktidarın parti anayasası olur.

Türkiye’de  büyük operasyonlar olduğunu görüyoruz. Bir çok kişinin tutuklandığını görüyoruz.Siz bir siyasetçi ve eski İçişleri Bakanı olarak bunların ne anlama geldiğini düşünüyorsunuz?

Sezgin: Maalesef ülke bir korku ülkesi, toplum bir korku toplumu haline geldi. Herkes birbirinden korkar oldu. Artık kimse telefonlarda hiçbir görüş, düşünce ve kanaatini belirtemiyor. Hatta geyik muhabbeti dahi yapamıyor. Basın medya, Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve kurumlar işlevlerini görmekte çok zorlanıyorlar. İnsanlar kendilerini korku tünelinde görüyor. Bir biri ardınca yapılan irili ufaklı operasyonlar,  ardı arkası kesilmeyen takibatlar, tutuklamalar ve yargılamalarda ölçünün kaçırıldığını, konuların abartıldığını düşünüyorum. Suçlamalarda aşırıya gidildiği masumiyet kuralına uyulmadığı, büyük haksızlıkların yaşandığı görülmektedir. İddiaların inandırıcılığını ve güvenilirliğini yitirdiğini görüyor ve üzülüyoruz. Suçlu olanlar varsa cezasını çekmeli, haksız ve yanlış tutuklamaların önüne geçilmeli, tutuklama cezaya dönüştürülmemelidir. Hükümet devlet içindeki kurumlar arasında dengeyi ve ahengi sağlamalıdır. Devletin kurumları, birbirlerine düşürülmemelidir. Bunu sağlamak Hükümetin görevidir.

Hükümet bir an önce hem kendi zihnindeki ve hem de vatandaştaki korkuları gidermek için gerekeni yapmalı; Toplumu  yarınına güvenle bakan bir huzur toplumu haline getirmelidir.