Prof. Dr. Abdulselam ARVAS

Prof. Dr. Abdulselam ARVAS

Bir önceki yazımızda Hakasça ve Türkçe arasında gerek kültürel gerekse etimolojik olarak ortak veya benzer olan bazı sözcükler hakkında bilgi vereceğimizi ifade etmiştik. Daha sade bir ifadeyle Hakas dili ile dilimiz arasındaki bazı ortak kelimeler üzerinde duracağımızı belirtmiştik.

Bu bağlamda, yazıda, Şamanlığın özelde Hakas diline genelde ise Türk dillerine olan katkısına değineceğiz (Yeri gelmişken, Şamanlığın, bazı araştırmacılara göre eski Türk dini bazılarına göre ise eski Türk dininin bir parçası olarak değerlendirildiğini de belirtelim). Onun için de Hakas dilinde Şamanlık menşeli bazı terimleri etimolojik açıdan inceleyeceğiz ve bunların Türk dilindeki karşılığı üzerinde kısaca duracağız.

Bu kelimelerden ilki ve belki de en önemlisi “Tigir”dir. Hakas dilinde kullanılan bu kelime, Türkçede biraz daha farklı olarak “Tangrı” şeklinde söylenir. Kırgızlar ise bu kelimeyi “Tengri” şeklinde söyler. Bilindiği üzere bu terim, Arapça ve Farsçanın etkisiyle, daha sonra Türkçede yerini “Allah” ve “Hüda” kelimelerine bırakmıştır. Ancak “Tanrı” kelimesi Türkiye’de bugün de kullanılıyor. Şamanlık kökenli bu kelime, Türk halklarının beraber yaşadığı çok eski dönemlerde ortaya çıkmıştır. Genelde, bu terimin “Gök Tanrı” inancıyla bağlantılı olduğu söylenir. Bu elbette doğrudur ancak bize göre, buna ilave olarak kelimenin “atalar kültü” ile de ilgisi vardır.

Bu terimlerden bir diğeri de “Imay”dır. Hakas dilinde “Imay” olarak telaffuz edilen bu terim Türk dilinde “Umay” olarak bilinir. Kelime iki dilde de çocukların, hamile kadınların ve kadınların koruyucusu anlamını taşıyor. Türkiye’de “Umay”, yerini “Fatma Ana”ya bıraksa da hâlâ kullanılıyor. Özellikle bayan ismi olarak kullanılmaya devam etmesi dikkat çekicidir. Üstelik Hakasya’da “Imay Dağı”, Anadolu’da ise “Umay Kayası” bulunuyor. Kırgızlar da bu terimi aktif olarak “Umay Ene” (Umay Anne) şeklinde kullanıyor.

Hakas ve Türk dillerinde Şamanlık menşeli bir diğer ortak terim de “Ham”dır. Şaman kelimesi sonradan kullanılmaya başlanmıştır. Bu terimi Hakas, Tuva, Şor gibi Türk dilli halklar “ham”, Altaylar ise “kam” şeklinde söyler. Bu kelime, Oğuz Türklerinin önemli bir eseri olan Dede Korkut Kitabı’nda da “kam” şeklinde geçiyor. Kelime Eski Kırgızlarda ise “gan” olarak tespit edilmiştir.

Başka bir ortak terim ise “izıh”tır. Bu kelime, Hakas literatürüne “izık” olarak kaydolup, Eski Türkçede “ıdık”, “iduk” şeklindedir. Hakas dilinde kutsal anlamına gelen bu terim “hut” ile ilgilidir. Türkçede ise “kut” kelimesi vardır. Eski Türkçede kut sahibi anlamına gelen “idikut”un bu kelimelerin birleşmesinden ortaya çıktığını da söylemek gerekir. Birbiriyle ilişkili olan bu iki terim Hakasya Özerk Cumhuriyetin’de şamanın sopası, cübbesi için kullanılır. Anadolu’da ise velilerin sopası, sarığı, cübbesi için kullanılıyor. Hem Hakasya’da hem de Türkiye’de kutsal (izıh) olan ağaç, su ve kayalar da vardır. Kırgız dilinde bu kelime “ızık/ısık” olup, Kırgızistan’daki Isıkköl de bu kelimeden türemiştir.

Hakas ve Kırgız dilinde ateş anlamına gelen “ot” kelimesi Türkçede “od” şeklinde söylenir. Hakaslarda “ot ine” tabiri altında kültürel bir olguya dönüşen bu kelime Şamanlıktaki ateş kültüyle ilgilidir. Bu husus Türkiye’de de farklı uygulama ve kültürel olgularla devam ediyor ancak Müslümanlığa uygun hâle getirilmiştir. Bu kelime, hem Hakaslarda hem de Kırgız ve Türklerde doğadaki bitki ve yeşillik anlamını da taşıyor. Yani bu terim Hakas, Türk ve Kırgız dillerinde iki anlamını da koruyor. Bu terimin kültürel bir başka boyutu ise “alaslama” ile ilgilidir. Hakasya’da “irben ot”, Türkiye’de ise “üzerlik” denilen bitki ile “alaslama” (alazlama: hastalıkları ateşle tedavi etmek) yapılır. Yani kötü varlıklar, ateşin kullanıldığı ritüel esnasında bu uygulamayla kovulmuş olur. “İrben ot” Kırgızlarda “arça”, bizde ise “ardıç” olarak adlandırılır.

Hakas, Şor ve Altaylarda bulunan “çalama” kelimesi Türk dilinde yoktur. Şamanizm’de, “çalama” etrafında gelişen kültürel hadise, Türkiye’de İslam’a uygun hâle getirilmiştir, denebilir. Dolayısıyla bu durum farklı bir terim altında yaşıyor. Bu kelime Türkçede “çaput”tur. Söylemek gerekir ki bu uygulama, gerek Müslümanlığa gerekse başka dinlere mensup tüm Türk halklarında mevcuttur. Sadece uygulamanın etrafında geliştiği kelime değişmiştir. Nitekim Uygurlar “çalama” ve “çaput” yerine “yurun” kelimesini kullanır. Ritüelin temeli ise bir bez parçasını herhangi bir nesneye (ağaç, türbe vb.) bağlarken dilek tutmaktır.

Hakas dilindeki “orba” veya “urba” kavramı Eski Türkçe menşeli bir kelime olan “ur-” fiiline dayanmaktadır. Kelime bugünkü Türkçede “vur-” şeklindedir. Hakas dilinde Şamanlık inanışına bağlı olarak türetilen “orba/urba” terimi Türkçede “vurma” anlamına gelir. Yani fiil olan bir kelimeden çok mantıklı yeni bir terim (urba/orba) oluşturulmuştur, denebilir. Şamanlar bu nesne ile davula vururlar. Bu terim etimolojik açıdan Türkçeye çok yakındır ancak Türkiye’de davul vurmak için kullanılan nesneye “tokmak” denilir.

Ruh anlamına gelen ve Hakasçada “tös” olan ve “töz” anlamına gelen terim ise Orta Asya’da “arvak”, Anadolu’da “ervah” şeklinde korunarak devam etmektedir. “Ervah” (arbak) kelimesinin ruhlar anlamına geldiği malumdur. Bu terimin “atalar kültü” ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Hakasçada “tüür” olarak söylenen başka bir terim ise bizde “davul” veya “tef” dediğimiz tamamen farklı bir kelime ile yer değiştirmiştir. Şamanlar, “tüür” eşliğinde şamanî alkışlar (dualar) söyleyerek ritüellerini gerçekleştirir. Bilindiği üzere bazı tarikatlarda benzer şekilde dervişler tef (def) eşliğinde şiirler söylemiştir.

Bu yazıda, Şamanlık menşeli bazı kavramlar ele alarak Hakasça ve Türkçenin ortak kelimelerinden birkaçına değindik. Bu kavramların belli uygulamaları da beraberinde getirdiğini ve inanış kökenli olduğunu da ifade etmek gerekir. Bu terimlerin sadece Türkçede değil, bütün Türk halklarında mevcut olduğunu da belirtmek gerekir. Biz burada Türkçenin haricinde sadece Kırgız dilinden örnek verdik. Çünkü Kırgızca, sanki Türkçe ve Hakasça arasında bir bağlantı kuruyor. Bunu, bir örnekle açıklamak istiyoruz. Hakas dilinde keçiye “üske” denir. Kelime önceleri bize çok yabancı gelirdi. Kırgız dilindeki “eçki” de keçi demektir. Keçi ve eçki arasında bağlantı kurmak kolaydır ancak keçiyi üske ile ilişkilendirmek o kadar da kolay değildir. Türk dillerindeki bazı ses hadiselerinden ötürü eçkinin üskeye yakın olduğunu (“ç/s” değişimi ve “yuvarlaklaşma” hadisesi) ifade etmek gerekir. Elbette bunlara benzer çok sayıda ortak kelimeler vardır. Ancak biz burada Şamanlık menşeli bazı kelimeleri ele aldık. Öyle anlaşılıyor ki inanışlar kültüre, kültür de dile etki ediyor.

Rusça