“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDA Kİ ASİL KAN DA MEVCUT” MU?

“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDA Kİ ASİL KAN DA MEVCUT” MU?

Hatırlayacaksınız, Türkler İslam’ı VIII. yy. dan itibaren daha doğrusu, Çinliler ile Abbasiler arasında olan, Türklerin Abbasilerin yanında yer aldığı Talas Savaşından sonra (751) İslam’ı topluluklar halinde kabul etmeye başlamışlardır. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesine yapmış olduğu yardımlardan dolayı, Halife, Tuğrul Bey’e, ”Doğunun ve Batının Sultanı” unvanını verdi. Böylelikle Türkler İslam’ın sancaktarlığını yapmaya başladı ve bütün cihana İslam’ı yaymak için cihat ruhu ile mücadele ettiler. Ve bilindiği gibi, gittikleri yerlerde, sanatta, edebiyatta, çığırlar açtılar, bulundukları ülkeleri adalet ve hakkaniyetle yöneterek bütün insanlığın gönlünde ayrı bir yer edindiler.

İşte Mustafa Kemal Atatürk bunun için demiştir ki, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur”.

O zaman biraz beyin fırtınası yapalım bakalım kimin damarlarında “Asil Kan” mevcut, kimin damarlarında “ne olduğu belirsiz kan!” mevcut.

Ülkemiz de, yangın, sel, deprem, toprak kayması gibi birçok doğal afet yaşıyoruz. Bu doğal afetlerde kimin ne olduğu veya ne olmadığı ortaya net bir şekilde çıkıyor. Bizde bunu hayretler içerisinde izliyoruz.

Bu afetler de; insanlar hayatları pahasına ya sele kapılmış birini kurtarıyor ya evi barkı viran olmuşlara ev bark oluyor ya uçağı arızalanıyor yerleşim bölgesine düşmesin diye kendini feda ediyor, “bu milletin malı, yetimin, öksüzün, fakirin, fukaranın hakkı var” diyerek ne uçağını terk ediyor, ne aracını terk ediyor ne de ortalıkta bırakıyor. Ya da Ülkemin ciğerleri yanarken kendi ciğerleri yanmış gibi hiç düşünmeden kendini yangının içine atarak yangını söndürmek için hayatını feda ediyor. Veya, evi, tarlası, hayvanları yanmış viran olmuş ama o kurtardığı karpuzları yangın söndürenlere veriyor. Bunun yanı sıra evini çocuklarını bırakıp yangını söndürmeye koşanlar, günlerce yardım toplayarak yangın bölgesine gönderen STK lar… Bu örnekleri çoğaltabiliriz, sayamadığımız kadar, canla başla ellerinden geleni değil, gelmeyeni de yapmaya çalışan o koskoca yürekli kahramanlar, destan üzerine destan yazan bu milletin gerçek evlatları. Cihanı titreten Türk’ün has evlatları. İşte bunların damarlarında Asil mi asil, yüce mi yüce bir kan dolaşmaktadır.

Onları Allah’ın selamı ile selamlıyorum, şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Peki ya ormanlarımızı kasıtlı, bilinçli olarak yakan, bu ülkeye, bu vatana, bu devlete, bu millete zarar vermek için, her türlü hainliği, şerefsizliği, alçaklığı yapanların damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor? Biz bunlara; kanı bozuklar, kanını, ruhunu bedenini satmış, satılık hain alçak köpekler, köle ruhlu, kanı bozuk şerefsizler diyoruz!

Peki ya en acılı günümüzde ortalığı karıştıran, her türlü fitne ve fesadı aramıza sokan, moral bozmak, afetle mücadele edenleri zaafa uğratmak için her türlü alçaklığı yapan provokatörlerin damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor?

Veya her türlü yardım yapılırken, “nerede bu millet, nerede bu devlet” diye çığlık atanların, yukarıda helikopter uçarken, “helikopter yok, uçak yok” diye ortalığı “velveleye” verenlerin damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor?

Millet olarak doğal bir afet yaşarken, hep birlikte topyekûn kenetlenerek bütün siyasi ve politik ayrılıkları bir köşeye bırakarak ülkemiz ve insanımızın yaralarını sarmamız gerekirken, insanımızın acıları üzerinden rant devşirmeye çalışan, yapılan hataları ve yanlışları dillerine dolayarak, Türk Milletini, Türk Devletini güçsüz, zayıf, çaresiz göstermeye çalışan, acılarımızı kirli siyasetlerine alet eden bunun içinde yalanda sınır tanımayan siyasetçilerimizin damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor?

Çığırtkanlık yapmak yerine, görevleri olduğu halde, doğal afetler karşısında yeterli tedbir almayanların, görevlerini bir hakkın yerine getirmeyenlerin damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor?

Peki ya sosyal medya denilen arenada kora halinde Türkiye’ye saldıran, hakarette ve küfürde sınır tanımayanların damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor?

Demek ki, “Asil Kan” her damarda dolaşmıyor. Türk’üm, Müslüman’ım demekle de Türk ve Müslüman olunmuyor.

Bırakın Türk ve Müslüman olmayı, bu doğal afetler de özellikle yangınlar da yapılanlara bakınca, insanlığımızı sorgulatmanın ötesinde, “Bunlar asla insan değil, insan olamazlar, hayvan desek hayvana hakaret olur” anlayışı yaygın hale gelmiştir.

Ne zaman ki, hiçbir siyasi, politik, ideolojik ayrım gözetmeksizin, hiçbir çıkar ve menfaat sağlamayı aklımıza getirmeden, sadece, merhamet, şefkat, sevgi, iyilik, dürüstlük, paylaşmak gibi insani değerleri gözeterek birbirimizin yaralarını sarmaya, merhem olmaya başlarız işte o zaman İNSANIZ diyebiliriz.

Şimdi aklımıza ne gelirse eleştirelim, sorgulayalım, hatta alıp yerden yere vuralım. “Gün ışıdı, her şey ortaya çıktı”. Ama önce hep birlikte aynaya bakalım;

İNSANLIĞINI KAYBETMEYENLERDEN, DAMARLARINDA ASİL KAN DOLAŞANLARDAN MIYIZ !!! ?????

Bu vesile ile, 1 Muharrem 1443 Hicri yılbaşınızı en derin kalbi muhabbetlerimle kutlar, milletimize İslam alemine ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

Rusça