Küçük komşunun büyük sorunları

Küçük komşunun büyük sorunları

Bazen küçük komşular büyük sorunlara sebep olurlar. Ortadoğu coğrafyasında insanlar kendilerini dünyanın merkezinde görür, fakat merkezde olmanın mesuliyetlerini taşımak bir yana kendi ev işlerini düzenlemeyi bile başaramazlar. Gücünü insanından değil, güçlülerle olan olumlu veya olumsuz ilişkilerinden alan bu coğrafyadaki bazı yönetimler insanları vatandaş olarak değil tebaa  ve eleştirenleri düşman olarak görürler. Bunun bugünlerdeki en bariz örneği  Suriye yönetimidir. Ekonomisi, nüfusu, alanı ve gelişme oranıyla küçük sayılabilecek Suriye’deki iktidarlar ne ülkeye huzur getirmiş ne de komşularıyla iyi geçinebilmiştir. Bu yönetimlerin devam sebebi jeostratejinin vermiş olduğu maddi avantajlar olmuştur.

400 yıl Osmanlı yönetiminden sonra 1. Dünya savaşı ardından Fransız işgalinde kurulan Suriye devleti, 1946’da bağımsızlığına kavuşmuştur. O tarihten bugüne kadar on darbe, 3 savaş, bir işgal (Suriye’nin 40 bin askerle Lübnan’ı 30 yıl boyunca işgali) ve iki büyük isyan yaşamıştır.  Son isyana kadar 9 geçici anayasa değiştiren Suriye, Arap milliyetçiliği gerekçesiyle ve İsrail’e karşı “kurtuluş savaşı” gerekçesiyle halkı 30 yıl olağan üstü hal altında yönetmiştir. Halk fakr-u zaruret içerisinde temel hak ve özgürlükten bile mahrum kalmıştır. Yaklaşık 1 milyon işçi lübnan’da çalışmak zorunda kalmış. İsyanlar ateş gücüyle bastırılmış ve 1982 Hama katliamı Arap dünyasında en büyük katliam olarak tarihe geçmiştir. Havadan ve karadan şehre saldıran Suriye ordusu 3 hafta içinde 20-40 bin arasında insanı katletmiştir.

 

Ülke içinde durum bu iken Suriye yönetimleri komşularla da-kısa dönemler hariç- iyi ilişkiler kuramamıştır. Türkiye’ye karşı PKK’yı uzun yıllar barındıran ve destekleyen Suriye, haritalarında ve okul müfredatında hala İskenderun’u “gasbedilmiş topraklar” olarak adlandırmaktadır. Fırat nehrinden istediği miktarı almasına rağmen, Suriye’den kaynaklanan ve Türkiye’de denize döken Asi nehrinin sularını suni göllere aktararak Türkiye’nin istifadesini engellemektedir. Güney komşusu Ürdün’le hiçbir zaman ciddi dostluk ilişkisinde olmamıştır. Irak’a gelince, onlarca yıl iki ülkede aynı parti iktdarı olmasına rağmen defalarca birbirine karşı darbe girişimleri olmuş ve sınıra asker yığmışlardır. 2003’ten sonra da teröristlerin büyük bir bölümü Suriye’den Irak’a geçişleri sağlanmıştır. Baas partisi yetkilileri Irak’ı terkettikten sonra düne kadar Suriye’de örgütlenerek Irak’a militan gönderdiler.  Lübnan Suriye’nin milliyetçi literatüründe “Büyük Suriye”nin bir parşası olarak kabul edilmekte ve sürekli siyasi nüfuzunun altında tutmaya çalışmaktadır. 1976 yılında Suriye, Lübnan’a 35 bin asker gönderdi ve 30 yıl sonra Lübnan başbakanı Hariri’nin suikastından sorumlu tutularak askerlerini çekmek zorunda kaldı. Ancak Suriye istihbaratı hala Lübnan’da etkindir. Suriye ile İsrail arasında hala savaş hali devam ettiği için ilişkilerden bahsetmek doğru olmaz. İsrail Suriye’nin Golan tepelerini hala işgal etmiş durumdadır.

Suriye İsrail’e karşı savaş halini kullanarak Arap ülkelerinden sürekli destek almakta ve “cephe” ülkesi sayılmaktadır. Bu durum Suriye’nin jeostratejik konumunu güçlendirmiş, Rusya ve İran ile stratejik ilişkiler kurmasına yol açmıştır. İran, Hizbullah militanlarına ancak Suriye üzerinden destek verebilmektedir. Rusya (önceden Sovyetler) ise Ortadoğu sürecinde Suriye üzerinden etkili olmaya çalışmakta ve sıcak denizlere inmek için Suriye’nin Tartus limanındaki üssünden başka şansı bulunmamaktadır. Böylece Suriye iktadarı halkından değil dış güçlerden destek alarak ayakta durmaktadır.

Kanlı Bahar

Orta doğuda Irakla başlayan değişim, farklı boyutlarda olsa bile fazla zaman geçmeden diğer Arap ülkelerinde “Arap Baharı” denilen süreçle devam etmiştir. Globalleşmeyle birlikte artık dikta rejimler Dünya’daki teknolojik ve sosyal gelişmeleri,  halklarından eskisi gibi engelleme vesilelerini kaybettiler. yüz yıla yakın “Filistin’i kurtarma” hayalleriyle uyutulan Araplar ise, rejimlerin böyle bir endişesi olmadığını görmeye başlayarak temel hak ve özgürlükleri için isyan bayraklarını kaldırmaya başladılar. Uluslar arası çıkarlar ve büyük güçler de bu durumu tetikleyerek dönüşüm artık kaçınılmaz olmuştu. Tunus, Libya, Mısır ve Yemen’den sonra Suriye halkı isyan etti. Ancak Suriye’deki bahar çok kanlı geçmektedir.

Suriye ülke olarak ilişkilerini çok iyi kullanmakta ve bu ilişkileri rejim kendi lehine avantaja dönüştürebilmektedir. Bölgenin şartları hiçbir zaman bu kadar karışık olmamıştır. Bölgede büyük güç haline gelmek için İran Şii Hizbullah milisleriyle İsrail’i tehdit ederken, aynı zamanda başta Irak olmak üzere şii ağırlıklı bölgelerde nüfuzunu artırmak istemektedir. buna paralel olarak Nükleer programını denetime açmamakta ısrar etmektedir. Batı ülkeleri ve bölgenin sunni iktidarları bundan endişe duyarak İran’ı kuşatmak ve gerekirse cezalandırmak istemektedirler. Uluslar arası bir sıkıntı haline gelen bölge menşeli El kaide ve PKK gibi terör örgütleri ise bu durumdan azami istifade etmektedir. İran, Türkiye’yi kuşatmak, İsrail’i sürekli tehdit altında tutmak ve Akdeniz’e açılmak için Irak,Suriye ve Lübnan’ı etki alanına alarak “Şii Hilalı” oluşturma gayretinde iken Suriye’de olabilecek herhangi bir değişimi aleyhte kabul etmekte ve kanatlarının kesilmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla var gücüyle Beşşar Esad rejimine destek vermektedir. Rusya ise, bölgede  stratejik ilişkileri bulunan tek ülke Suriye kalmıştır ve Orta Doğu bölgesinden çıkmak niyetinde değildir. Üstelik Suriye’ye silah satışı ve Tarsus limanındaki üssü tehlikeye girecektir. Ayrıca, Rusya’nın Nükler program konusunda İran’ı destekleyici tavırları bilinmektedir. Rusya Petrol zengini bölgeyi Batıya teslim etmek istememektedir. Diğer bölgesel güçlere gelince; Katar ve şii nüfus ağırlıklı petrol sahaları bulunan Suudi Arabistan İran’a karşı politikaları çerçevesinde Suriye’de değişimi desteklemektedir. Türkiye için Suriye’nin istikrara kavuşması ve otorite boşluğundan yararlanarak PKK’nın yerleşmemesi önceliklidir. Ayaklanma devam sürece mülteci akınının artması ve Türkiye’yi zor durumda bırakması beklenmektedir. Türkiye halkın yanında yer alarak rejimin bir an önce değişmesini istemektedir. Irak’ta iktidar Şiilerde olduğu için İran’ın baskısıyla Suriye rejimine destek vermektedir.

Suriye halkının iç dinamiklerine baktığımızda iktidar nüfusun sadece % 10 oranını teşkil eden Nusayrilerin elindedir. Dolayısıyla gelecek rejim sunnilerden oluşması muhakkak gibidir. Muhalefette organize olan gruplar ise Müslüman Kardeşler ve Kürtlerdir. Esad Rejimi nüfusları 1.5-3.0 mliyon olan Türkmenlerin varlığını tanımamış, idari, kültürel, siyasi haklardan mahrum etmiş ve dernek kurmalarını bile yasaklamıştır. El Kaide’nin ve PKK’nın da Irak’tan fırsattan istifade için Suriye’ye geçtiği hesaba katılırsa durumun ne kadar karmaşık olduğu açıktır.

Tüm bu nedenlerden dolayı Suriye gerçek bir iç savaş yaşamaktadır. Rejim tanklarını, ağır toplarını ve uçaklarını hakla karşı kullanmaktan çekinmemekte ve şehirler harabeye dönmüş durumdadır. Savaştan en çok zarar gören türkmenlerdir ve Halep gibi şehirleri tahrip edilmektedir. Ölü sayısı onbinleri geçtiği halde uluslar arası camia müdahale etmekte tereddüt geçirmektedir. ABD, başarısız Irak tecrübesinden sonra Suirye’deki değişimin kontrollü olmasını istemekte ve ABD Başkanlık seçimleri yaklaştığı için direkt müdahaleden kaçınmaktadır. Suriye’nin El kaide gibi aşırı grupların kontrolüne geçmekten endişelenen Batı (ve Herkes) muhalefetin “olgunlaşmasını” beklemektedir. Esad yönetimnden kopan üst düzey askeri ve sivil yetkilileri Ulusal Konsye ve Hür orduya monte ederek ülkenin birliğini ve devlet yapısını koruyabilecek bir muhalefet düşünülmektedir.

Suriye nereye gidiyor

Suriye’de ayaklanma bir yılı açtı ve giderek yayılmaktadır. Esad rejimi ise acımasızca isyanı bastırmaya çalışmaktadır. Fakat ok yaydan çıkmıştır ve rejim gittikçe kan kaybetmektedir. Türkiye insani açıdan mültecilerin barınak ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta ve 60 binin üzerinde mülteciyle ilgilenmektedir. Ancak insan akını artmaktadır. Dolayısıyla, çatışma bölgelerinde sivilleri korumak ve sınıra yakın bölgelerde mülteci kampları kurmak için bir güvenli bölgenin inşası düşünülmektedir. Suriye’de mevcut rejimin devam etmesi mümkün olmadığı gibi, fazla kan akmaması adına Rusya’nın endişeleri de giderilmelidir. Suriye halkı özgürlüğüne ve demokrasiye kavuşacaktır. Suriye Türkmenleri ülkenin asil unsuru olarak devlette yerlerini alacaklar ve haklarına kavuşacaklar. Türkiye demokratik ve iç dinamiklerine saygılı bir Suriye’ye her zaman destek olur.