“İzm”ler üzeri insan

“İzm”ler üzeri insan

“Her türlü yanlıfikir istisnasız bireyi ve tüm insanlığı mutluluğa taşıyacak çözüm manzumesine sahip olduğu iddiası ile ortaya çıkar ve taraftar topladıkça güçlenerek büyür. Güçlü ve kudretli her bir yanlıfikrin avam taraftar sayısı ona uygulamada geniş alanlar açarken havas desteği ona kuramsal tutarlılık ve sağlamlık kazandırır. Yani bir yanlıfikrin gücü ve kudreti avam taraftar sayısı ve havas desteği ile doğru orantılıdır.”

“Başkaları ile olan fikri teatilerinde, münakaşalarında, müzakerelerinde, mübahaselerinde, mükâlemelerinde, muarazalarında, muhaverelerinde (her biri farklı anlamlara gelen bu kavramların yerine bugün “maymuncuk kelime”lerden biri olan tartışmayı kullanıyoruz ve maalesef aralarındaki çok önemli anlam farklarını ıskalıyoruz) anlamak yerine tekrarladıklarını dayatmaya çalışan ve diğer fikir ve görüşleri baştan bir önyargıyla tamamen kötüleyen insan, hızla adaletsizlik ve merhametsizlik yollarına sapacak ve farkında olsun ya da olmasın türlü zulümler işlemeye başlayacaktır. Bunun istisnası maalesef yoktur.”

İnsanın ulaşmaya çalıştığı en büyük gaye iyilik ve güzelliklerden doğan mutluluğu yakalamak olsa gerek. İnsan mutluluk peşinde bıkıp usanmadan koşup durur, yorulmak bilmeden onu yakalamaya çalışır. Mutluluk bazı zaman kolay elde edilir ama kolay kaybedilir, bazı zaman olur zor ele geçer ama uzun süre insanı terk etmez. Ama bu demek değil ki kolay elde edilenler hep çabuk kaybedilsin, zor elde edilenler ise uzun süre dayansın. Elde etme ve kaybetme mutluluğun türüne, insana, zamana, mekâna ve içinde bulunulan topluluğa göre değişir durur.
Pekiyi insan ne zaman mutlu olur? Bir insanın mutluluğu insanlığın tümünü etkiler mi? İnsanlığın tümünün mutluluğu nelere bağlıdır?
İnsan ve toplum bilimlerinde bu sorular ve daha niceleri ile inşa edilen bir mutluluk meselesi (sorunsal) vardır. Bugüne kadar bu mesele hakkında farklı bilimsel disiplinlerde ve çeşitli sanat dallarında ve akımlarında çokça kalem oynatılmış ve haylice fikir yürütülmüştür. Neticede bir kişiyi, bir topluluğu ya da insanlığın tümünü mutluluğa ulaştırmak için muhtelif çözüm önerileri geliştirilmiş ve bunların ulaştığı mutluluk seviyesini ölçmek için de dünya görüşlerine göre değişen çeşitli kıstas ve ölçekler vazedilmiştir. Geliştirilen bu çözüm önerileri ile kıstas ve ölçekler iki ana başlık altında toplanabilirler: Maddi (somut) ve manevi (soyut). Bazı dünya görüşlerine göre maneviyat reddedilmese de maddi varlıklar esas kabul edilir. Bazılarına göre ise tersi söz konusudur. Üçüncü yolu kabul edenler ise mutluluk inşa etmede ve onu ölçmede maddi ve manevi başlıkları eşit oranlarda ele alır ve işletirler. Hangi yol kabul edilirse edilsin her bir dünya görüşü tek tek cevaplar ile değil ama birer cevaplar manzumesi ile mutluluğu inşa etmeye, tarif etmeye ve ölçmeye çalışırlar. Yani ortaya bir cevaplar silsilesi çıkarırlar ve insanlığa bu bütünü önerirler (teklif ile öneri arasındaki anlam farkı yüzünden bilerek öneriyi kullanıyorum. Öneri, önceden erme anlamına gelmektedir). Bu yüzden de istisnaların varlığına rağmen hemen hemen herkes kendini, önüne hazır konulan düşünülerek bütünleştirilmiş veya insanüstü bir güç tarafından vazedilmiş bir manzumeye yakın hisseder. İstinai kimseler ise kendi manzumesini elde etme veya onu algılama peşindedirler. Bu manzumeler üç başlık altında toplanabilirler: 1) Dinler. 2) Yanlıfikirler (ideology). 3) Bu ikisiyle yapılan birleşimler (combination). Bu birleşimler şunlardan oluşur: Din ve yanlıfikrin; dinsizlik ve yanlıfikrin; din ve yanlıfikirsizliğin ya da dinsizlik ve yanlıfikirsizliğin oluşturduğu dört ayrı bütün. Bu arada dinler ile yanlıfikirlerin (ideology) birbirinin aynı olmadığını söylemeye bile gerek yok. Bunun için iki kitap önereyim: Robert Bocock & Kenneth Thompson, Religion and Ideology, Manchester 1988. Türkçe’de ise Şerif Mardin, Din ve İdeoloji, İstanbul 1983. Ancak dinlerin de boyut düşürülerek zaman zaman yanlıfikirler haline getirildiklerini bilmiyor da değiliz.

İzmlerle dolu bir dünya
Biz bugün bu yazıda mutluluk meselesi ile yanlıfikrin ilişkisine bakacağız. Mutluluk meselesinin din ile olan ilişkisi ise bir başka yazının konusunu oluşturacaktır.
Yanlıfikirlerden (ideology) kastedilen izmlerdir. Türkçe söylenişleriyle Milliyetçilik (Nationalism), Marksçılık (Marxism), Kemalcilik (Kemalism) gibi lik, lıklardır. Yanlıfikrin üç temel özelliği vardır: 1. Toplumsal işleyişi içinde bulunulan günlük hayatın maddî unsurlarıyla değil hazır anahtar teslim fikirlerle izah ve tahlil etmeye çalışmak. 2. Tarihsel bakımdan sınırlı bir vazife görmüş olan devletçilik (etatism), halkçılık (populism) veya iaşecilik (provisionism) gibi dünya görüşlerini (Weltanschauung) zamandan münezzeh addederek onu her zaman ve mekânda geçerli kabul etmek. 3. Her zaman ya da büyük çoğunlukla ortak menfaatleri paylaşan topluluğun etkisinde kalarak iş görmek.
Biliyoruz ki her türlü yanlıfikir istisnasız bireyi ve tüm insanlığı mutluluğa taşıyacak çözüm manzumesine sahip olduğu iddiası ile ortaya çıkar ve taraftar topladıkça güçlenerek büyür. Güçlü ve kudretli her bir yanlıfikrin avam taraftar sayısı ona uygulamada geniş alanlar açarken havas desteği ona kuramsal tutarlılık ve sağlamlık kazandırır. Yani bir yanlıfikrin gücü ve kudreti avam taraftar sayısı ve havas desteği ile doğru orantılıdır. Bugün dünya üzerinde unutulmuş ya da yaşayan yüzlerce yanlıfikre baktığımızda bunları üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: 1) Siyasi. 2) Bilgifelsefi (epistemological). 3) Ruhi (psychological).
Bu kadar çeşitlenmiş, dallanmış, budaklanmış yanlıfikirlerin içinden nasıl çıkılacaktır? Hangisi takip edilecektir? Hangisine mensup olunacaktır? Yeri geldiğinde birbirine taban tavana zıt olabilen bunca yanlıfikre bağlı insanlar nasıl ortak noktalarda ve paydalarda buluşabileceklerdir? Bireysel ama aynı zamanda ortak ve ortaklaşa mutlu bir gelecek nasıl inşa edilecektir?
Bu acaba Türkiye’de birçok insan tarafından üstat ve büyük filozof olarak kabul edilen Cemil Meriç’in (1916-1987) belagatle ifade ettiği gibi: “İdeolojiler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” diyerek ve onları silmeye çalışarak mı olacaktır? Yoksa yanlıfikirlerin varlığını kaçınılmaz kabul ederek ve onları yok etmeye çalışmadan -ki herhangi bir netice alınamayacağı için bu ameliye boşa harcanan vakit anlamına gelecektir- bunların üzerinde geliştirilebilecek bir başka bakış açısı ile mi mümkün olacaktır? Böyle bir bakış açısı geliştirmek mümkünse bunun temel düsturu ne olabilir? Böyle bir bakış açısı da ayrı bir yanlıfikir oluşturmayacak mıdır? Oluşturmayacaksa bu bakış açısı, yanlıfikirleri silmeye çalışmadan onlar ile birlikte ama yine onlara rağmen daha mutlu bir beraberlik inşa etmemize yarayacak sihirli bir çözüm mü sunmaktadır?

İzmler üstü bir çözüm
İsterseniz şimdi bu son soruları ele alalım.
Cemil Meriç’in emperyalizmin taarruzlarına karşı yaptığı bu ikaza biraz derinlemesine baktığımızda bu cümlenin dahi bir yanlıfikrî (ideologic) söz olduğu görebiliriz. Meriç bu cümle ile bilgiyle zırhlanmamış olan safi akıl ve kalplerin yabancı ideolojiler tarafından bulandırılmasını engellemek gayesini güttüğünü ve bu cümleye sığınacakların hattizatında yabancı düşmanlığı ile örülmüş bir hisara iltica edeceklerini ifade eder (Kültürden irfana, İstanbul 1986: 50). Çünki Meriç’e göre herhangi bir “lik”, “lığa” bağlılık saf aklı ve saf düşünceyi insana, zamana ve mekâna göre değişen oranlarda mahkûm etmektedir.
Belli oranlarda da olsa acaba yanlıfikri olmayan insan var mıdır? Ben olabileceğinden pek emin değilim. Bunun birkaç sebebi var: İlkin herhangi bir yanlıfikrin ortaya çıkışına veya temel faydasına baktığımızda amacının düzenli ve tertipli bilgiler sunmak olduğunu görürüz. Böylelikle uzmanlar tarafından değişik düzeylerde soyutlamalar yapılabilir ve bu soyutlamalar sayesinde mutluluk için işe yarar öneriler, ölçekler ve kıstaslar ortaya konulabilir. Neticede de dünyada ve etrafımızda olan biteni anlamak, anlamlandırmak, açıklamak ve tanımlamak için derli toplu bir fikri bütünlük ortaya çıkar. Sıradan, ortalama veya yüksek seviyede “okumuş” ancak yüksek kültür ve fikir insanı olamamış birinin bu fikri bütünlüğün cazibesine kapılmaması ne kadar mümkündür? Ben mümkün olabileceğini pek düşünmüyorum. Bir yanlıfikrin yani fikri bir bütünlüğün sunduğu cazip ama kolaycı anlama ve açıklama modelinin nereye kadar işe yaradığını hangi aşama ve noktadan sonra ise yetersiz kaldığını ise ancak yüksek kültür ve fikir insanları bilebilir ve tahlil edebilirler. İşte bunlar yukarıda sözünü ettiğim istisnai şahsiyetlerdir. Ancak bu cümle ile, tekrar etmiş olayım, onların yanlıfikirlerinin olmadığını da söylemek istemiyorum. Sadece onların, sahip oldukları yanlıfikrin ne kadar ve nereye kadar işe yaradıklarını ve içerdikleri çelişkileri görebildiklerini ve nadirattan da olsa bu çelişkileri giderebilecek katkılar yapabildiklerini söylüyorum.
Kısaca bence hemen hemen herkes, bu herkes çok yüksek eleştirel akla malik yanlıfikre (ideology) sahiptir. Çünki her insanın yapım aşamasında bile olsa herhangi bir görüşü beğenmediği, sevmediği bir durum ve bir an yoktur zannındayım. Bu bakımdan her insanın mensup olduğu fikrî topluluğa bağlılık göstermesi de gayet doğaldır. Kaldı ki avam veya havas herkesin mensubu bulunduğu, yakın durduğu, sahip olduğu mesleği, meşrebi görüşü, fikri en iyi ve en doğru görmesinde de herhangi bir yanlışlık yoktur. Ta ki diğer meslek, meşrep, görüş ve fikirleri külliyen kötüleyene kadar. Bu süreç içinde sırasıyla bir fikre saplanıp kalan, gördüğü eksiklikleri ve gedikleri gidermeye çalışmayan, papağan gibi aynı söylemleri tekrarlayan -ki bu tekrarlar basmakalıplaşarak (slogan) bir müddet sonra düşüncenin yerini alırlar-, başkaları ile olan fikri teatilerinde, münakaşalarında, müzakerelerinde, mübahaselerinde, mükâlemelerinde, muarazalarında, muhaverelerinde (her biri farklı anlamlara gelen bu kavramların yerine bugün “maymuncuk kelime”lerden biri olan tartışmayı kullanıyoruz ve maalesef aralarındaki çok önemli anlam farklarını ıskalıyoruz) anlamak yerine tekrarladıklarını dayatmaya çalışan ve diğer fikir ve görüşleri baştan bir önyargıyla tamamen kötüleyen insan, hızla adaletsizlik ve merhametsizlik yollarına sapacak ve farkında olsun ya da olmasın türlü zulümler işlemeye başlayacaktır. Bunun istisnası maalesef yoktur.
Bu muhataralı durumdan kurtulmanın yolu -elbette ki dinler için değil ama yanlıfikirler (ideology) için söylüyorum- kendi meslek, meşrep, görüş ve fikrine en güzeli en isabetlisi derken diğerlerini de külliyen kötülememek ve onların da içinde doğru ve isabetli parçalar bulanabileceğini kabul etmekle mümkündür. Burada mantıksızlık hali yoktur. Çünki insan en güzeli ve en isabetlisi benimki demiyorsa orada kalmaması ve daha güzel ve daha isabetlisine geçmesi gerekir. Orada ise bunu ister istemez söyleyecektir. Ancak bu beğenme hali insanın bir noktada ulaştığı görüş ve fikirde sabit kalması ve fikri yolculuğunda sürekli ilerlememesi anlamına da gelmemelidir. Kim ki durur ziyandadır, kimin bir günü hatta bir anı diğerine eşittir hüsrandadır.
İşte bu düstur üzerine kurulacak olan bakış açısı zannımca, yanlıfikirlerin varlığına rağmen daha mutlu ferdlerin ve beraberliklerin inşa edilmesine yarayacak sihirli bir çözüme benzemektedir.
Herkese mutluluklar dolu bir yıl dilerim.