İsviçre Büyükelçisi Raimund Kunz’la söyleşi

İsviçre Büyükelçisi Raimund Kunz’la söyleşi

1. Genel olarak Türkiye ve İsviçre ilişkilerini değerlendirebilir misiniz?

Türkiye, İsviçre için çok derece önemli bir partner ülke. Siyasi açıdan Türkiye komşu olduğu bölgelerde, özellikle Yakın ve Orta Doğu, Balkan ve Kafkas bölgelerinde anahtar bir rol oynuyor. Kendisine aracılık etmeyi görev edinen Türkiye, dengeleyici bir politika izliyor ve bölgedeki müslüman ülkelere demokratikleşme süreçlerinde kendi tarihinde yaşadığı deneyimler temelinde çözüm önerileri sunabilecek bir pozisyonda.
Ekonomik olarak Türkiye çok dinamik bir profile, azımsanmayacak bir büyüme ivmesine ve büyük bir potansiyele sahip. Bölge ötesi etkiye sahip büyük bir pazar olarak, yabancı ve tabii ki İsviçreli yatırımlar için de çekici bir ülke.

İsviçre Türkiye ile yakın ve yoğun işbirliği içinde olmayı, Türkiye ise özellikle İsviçre ile ekonomik ilişkilerinin daha da derinleşmesini istiyor. Halihazırda başkanlıklar, bakanlıklar ve idari düzeyde, ayrıca meclisler arasında süregelen düzenli ilişkiler bunun bir göstergesi. Bu ilişkiler ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik alanlar ile konsolosluk işleri ve emniyet teşkilatları alanlarındaki işbirliğine odaklı. Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan Zürih Protokolleri’nin müzakere sürecinde İsviçre’nin aracılığı, İsviçre ile Türkiye arasındaki ilişki ve samimiyetin daha da derinleşmesine vesile oldu.

İsviçre ekonomisi 600’den çok temsilcisiyle Türkiye’de etkin bir varlık gösteriyor. İsviçreli firmalar Türkiye’de toplam 3 milyar franga ulaşan yatırımlarda bulundu ve halihazırda Türkiye’de 14.000’e yakın eleman çalıştırıyorlar.

Bunların yanı sıra her iki ülke arasında büyük çeşitlilikte insani ve kültürel ilişkiler de sürmekte. İsviçre‘de 100.000’in üstünde Türk yaşıyor ve çalışıyor. 300.000’den çok İsviçreli ise senelik tatillerinde Türkiye’yi ziyaret ediyor.

2. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

İzlenimlerime göre Türk toplumu dinamik ve açık, tartışmaya açılamayan bir konu neredeyse yok gibi. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşları merkezi bir rol üstleniyor. İnsanlar için önem taşıyan her konuyu masaya getirmek sivil toplum kuruluşlarının hem imkanı hem de görevidir. Sivil toplum kuruluşları toplum içindeki her tür grubu, özellikle de marjinal veya marjinalize edilmiş grupları temsil etmeli ve taleplerine sözcü olmalıdırlar.

Sivil toplum kuruluşlarının etki veya baskı altına alınarak egemen ilkelere uyumlu hale getirilmesi, bazıları diğerlerine kıstasla kayırılırken bazılarının yok sayılması veya geri plana itilmesi üzücü bir durum olur. Bir toplum, sivil toplum örgütleri çeşitlilik ve çoğulculuk gösterdikleri ölçüde açık bir toplum olacaktır ve çoğulcu bir demokrasiyi ise ancak böyle bir toplum garanti edebilir.

3. Genel olarak ülkenizdeki sivil toplum kuruluşlarının gelişimi ve karar mekanizmasına olan etkileri ile ilgili bilgi verebilir misiniz? 4. Ülke politikası olarak sivil toplum kuruluşlarına destek veriyor musunuz , veriliyorsa bunlar ne tür destekler bilgi verir misiniz?

İsviçre’de büyük bir sivil toplum örgütleri çeşitliliğinden söz edebiliriz. Bu örgütler sosyal, siyasi ve ekonomik alanda olduğu kadar, kalkınma politikası, çevre politikası, göçmen ve mülteci hakları alanında da çok çeşitli ve farklı çıkar gruplarını, bunun yanı sıra örneğin kadınlar, özürlüler veya eşcinseller gibi çeşitli sosyal grupları temsil ediyorlar. İsviçre’deki sivil toplum örgütleri resmi makamlarca değil, özel kaynaklarca desteklenir. Ancak devlet adına çalışmalar yürütebilir ve sıfatla yürüttükleri çalışma veya projeler için devletten yardım alabilirler. İsviçre’deki sivil toplum kuruluşları görüş oluşturma aşamasında karar mekanizmasında büyük etkide bulunabiliyor. Yasama veya politika belirleme süreçlerinde onlara danışılır, ayrıca 50.000 imza toplayarak meclisin onayladığı bir yasaya karşı bir halk oylamasına, 100.000 imza toplayarak da bir anayasa değişikliğine önayak olabilirler. Bu yolla – „tatsız“ konular da dahil olmak üzere- her türlü konuyu, bir halk kararı ile sonuçlanacak ulusal bir tartışmaya açabilirler. Bu tür halk oylamalarından çıkan kararlar ise, hakim görüş trentlerine aykırılıklarıyla sürpriz niteliği de taşıyabilirler.
4. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına olan etkileri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Gözlemleyebildiğim kadarıyla Türkiye’de sivil toplum kuruluşları ve çıkar grupları karar oluşturma sürecine oldukça iyi dahil edilmiş durumda.
Kanımca en önemlisi, özellikle farklı düşünceleri veya kenar grupları temsil eden sivil toplum kuruluşlarını bu sürece dahil ederek teşvik etmektir. Bu bir toplumun açıklığını geliştirir, çünkü ilerici olmak isteyen bir toplum, monolitik değil çoğulcu olmak zorundadır. İlerici toplumlarda merkezde insan vardır, ancak insanların birbirlerinden hep farklı olduğunu unutmamak gerekir; çoğulcu toplumlar varolan bu farklılıkları yansıtırlar.

5. Büyükelçilik olarak Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürüttüğünüz proje ve / veya çalışmalar var mı?
Evet, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürüttüğümüz çalışmalar var. Ayrıca Türk toplumunun çeşitliliğini tanımak amacıyla sürdürdüğümüz ilişkiler var. Sınırlı kaynaklarımızla finanse ettiğimiz belli başlı projeler de var, örn. şiddet kurbanlarına destek veren bir proje de bunların arasında.

6. Türkiye’nin yeni anayasa çalışmaları ile ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Bu reform henüz masada değil. Ancak hükümetin reformun revizyon aşamasında geniş bir tabandan görüş ve değerlendirme alma niyetini memnuniyetle karşılamaktayız. Ülkeye anayasasını bir hükümet vermez, halk, anayasısını kendi yapar.

7. Türkiye‘de son zamanlarda tırmanış gösteren terör olayları paralelinde dünyadaki terör olaylarına ilişkin bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Türkiye’deki terör olayları spesifik ve henüz çözülmemiş ulusal bir sorundan kaynaklanıyor. Türkiye’nin bu sorunu siyasi yoldan -belki de bahis anayasa reformu çercevesinde- çözebilmesini ümit etmekten başka bir şey kalmıyor.

8. Ülkenizle Türkiye arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler size göre istenen seviyede midir, açıklayabilir misiniz?

İsviçre ile Türkiye arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler son derece iyi bir seviyede. Ancak her ilişkiyi daha da iyileştirmek her zaman mümkün.