İllâ tasarım, illâ tasarım !

İllâ tasarım, illâ tasarım !

Ülkenin önde gelen idarecileri son birkaç yıldır bütçe açığını azaltıp milli geliri artırmak için adeta bir seferberlik ilan ettiler. Devlet harcamaları kontrol altına alınıp vergi tahsilatı hızlandırılınca bütçe açığı gittikçe azaldı. Enflasyon kontrol altına alındıktan sonra devletin borçlanma ihtiyacı azaldı. Dolayısıyla faizler düşüp krediler ucuzladı. Birkaç bin kişiye ve faiz lobisine akan kaynaklar reel sektöre sevkedilince düzenli geliri olan herkes ev ve araba sahibi oldu. Mamafih, ekonomi hala bıçak sırtında gidiyor ve arzu edilen milli gelir seviyesine bir türlü ulaşılamadı.
Bunun sebeplerini bulmak için dört koldan çalışmalar yapılıyor. Bunların çoğu mahalli sebepler ve mahalli çözümlerden müteşekkil olduğu için istenen sıçrama sağlanamıyor. 200 sene sonra sanayi inkılâbını yakalamış, 50 sene sonra turizm gelirlerini artırabilmişken, bir de bakıyoruz, dünya almış başını başka bir mecraya doğru gidiyor. O halde ne yapmalı? 300 senedir aradığınız cevap bu. Nasıl ilerlemeli? Nasıl refahı hızla artırmalı?
Sanayi Bakanı kendi otomobilimizi yapalım diye büyük bir gayret içinde. Peki bunun için altyapımız hazır mı? Bunu kimse sorgulamıyor. Eskiden topluiğne bile imal edemediğimizden şikâyet edilirdi. Şükürler olsun o günler geride kaldı. Filhakika, yapamadığımız ve sürekli ithal ettiğimiz o kadar çok şey var ki. Marka yaratmak, milli geliri artırmanın en hızlı ve aynı zamanda o kadar zahmetli yollarından biri. Hâkim kültür Avrupa ve Amerika’da. Onların markaları heryerde. 1 dolarlık bir mamul 100 dolara kapış kapış gidiyor. Bu markalar heryeri sararken, kendi ülkelerinin üretim kalitesini yansıttığından marka güvenilirliğini uzun yıllar boyunca zihinlere yerleştirdiler. Yıllardır da marka imajını pazarlayarak Çin’de fabrikalarda yaptırdığı üretimlerini herkese satmaya devam ediyorlar. 400 senelik bir mazisi olan merkantilizmin yeni bir taktiği ile karşı karşıyayız.
Büyük teknolojiler gerektiren üretimlerde rekâbet edebilmenin büyük stratejiler gerektirdiği ortada. Hiç olmazsa emek yoğun, kaliteli ve elite hitap eden ürünlerde rekabet bugüne kadar hiç denemediğimiz bir usûl. Mesela mürekkep yapılmıyormuş memleketimizde; dolmakalem yapılmıyor, saat yapılmıyor, hatta doğru dürüst halı bile dokunmuyor (Sümerbank halı tesislerini de çoktandır kapattı). Henüz yerli bir cep telefonumuzun olmadığını söylemiyorum bile. Dolmakalem bir tarafa, tükenmez kalem tasarlanıyor mu bu ülkede? Bilen var mı?
Son yıllardaki müşahedelere istinaden, dünya elitlerine yönelik bir imalat seferberliğini başlatmamız gerekiyor. Gümrükler açıldığından beri tek yaptığımız, dünyadaki her şeyi ithal etmek. Piyasalar ithal mamullerle dolu. Çok iyi olduğumuz tekstil gibi sektörlerde ucuz işgücümüze dayanarak fason üretimle ayakta durmaya çalışıyoruz. İstanbul Osmanbey’de habire Made in Italy çeşitli markalara mal yetiştirmeye çalışıyoruz. En küçük bir malî buhranda bunların da tepetaklak gittiği hepimizin malumu. Denizli iflas hikâyeleriyle dolu. Bu şekilde cari açığı kapamaya imkân yok.
Yapmamız gereken, bir tasarım seferberliğini başlatmaktır. Dünyanın en kaliteli kıyafetleri Türkiye’de üretiliyor. Bunların hiçbiri Türk tasarımı değil. En pahalısı 15 dolara dikilen gömlekler yüz küsür dolarlara, yüz dolara dikilen takım elbiseler bin küsur dolarlara Avrupa’da mağazalarda satılıyor. Yerli markalarımız ise Çin’deki paçavra kumaşları diktirip buradaki AVM’lerde satışa sunuyor. Ülkemizde kaliteden hızla uzaklaşıyoruz. 33 kalibre Akşehir kirazını Nişantaşı manavlarından dahi alamamamız buna en güzel örnektir. Halkımızın üstün gayreti, işçimizin ise kanaatkârlığıyla Türk malları dünya pazarlarında hızla yer buluyorlar. Ancak Türk kalitesini arar hale getirmek için elit müşteriyi yakalamak gerekmektedir. Çünkü alt ve orta sınıf sürekli eliti taklit eder.
Açıkça itiraf etmek gerekirse, dünya elitine hitap edecek hiçbir ürünümüz yok. Her şey bir tarafa, bir milyonerin villasına sereceği 20.000 dolarlık bir halımız kalmamıştır. Turistik kıymeti haiz olması gereken dükkânları da ucuz Çin malları sarmış durundadır.
Bu durumu aşmak için marka yaratmaya olan ihtiyaçta herkes hemfikir. Özgün tasarımın olmadığı ortamda nasıl marka yaratılacağını bilemiyoruz o kadar. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, geçenlerde ortalama eğitim süresinin 6,5 yıl, yani orta ikiden terk olduğunu, bu eğitim seviyesiyle milli geliri artırmanın ve ilk on ekonomi arasına girmenin imkânsız olduğunu beyan etti. Marka yaratmak ve Türk markasını aranır hale getirmek için önce kaliteli eğitim, ardından kaliteli tüketici yetiştirmemiz lazım. Bugün dünyadaki büyük markaların başından beri ilk müşterileri önce kendi ülke vatandaşları olmuştur. Ardından dünya bu mamülleri talep eder hale gelmiştir.
Hülasâ, kendi markalarımıza ve kendi kaliteli mallarımıza önce kendimiz talip olmalı, bunları kullanmalı ve sonra dünyaya yaymalıyız. Ucuz Çin mamülü kullanarak kimseyi Türk mallarının kaliteli olduğuna inandıramayız. Anadolu’da bizim durumumuzu tam manasıyla tasvir eden bir vecize vardır: Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü !
İlk yapmamız gereken üretim değil, tasarım seferberliğidir. Çünkü Türkiye üretim hususunda pekçok merhaleyi artık katetmiş ve çoktandır rüşdünü ispat etmiştir. Artık sıra tasarımdadır. İlla tasarım illa tasarım.