Halk 45 yıldır Esad’ın gitmesini bekliyor

Halk 45 yıldır Esad’ın gitmesini bekliyor

İsteğimiz, yeni oluşumda haklarımızın anayasa çerçevesinde korunmasının sağlanması ve Suriye’yi oluşturan üç ana unsurdan (Arap, Türkmen, Kürt) biri olduğumuzun kabul edilmesidir.

Suriye Türkleri temsilcisi avukat Ali Öztürkmen ülkedeki ayaklanmanın en başta gelen nedeninin hem siyasal hem de ekonomik olarak halkın Esad ailesi, akrabaları ve yakın çevresi tarafından uzun yıllar sömürülmüş olmasından kaynaklandığını söyledi. Öztürkmen,olayları anlatırken “ Halk, yaşanan bu sıkıntıların sona ermesini, 45 yıldır halka zulmeden despot yönetimin görevden çekilmesini istemektedir” dedi.
Gazetemizi ziyaret eden Suriye Türkleri temsilcisi Ali Öztürkmen , ülkesinde yaşananlarla ilgili görüşlerini arkadaşlarımızla paylaştı.
Öztürkmen’in sohbet sırasında sorduğumuz sorulara yanıtları şöyle oldu:

Sn. Öztürkmen,Arap baharı perspektifinde Suriye’de yaşananları değerlendirirmisiniz?
Arap Baharı, en kısa anlatımıyla; Arap ülkelerini oluşturan halkların özgürlüğe ve demokrasiye olan özleminin bir haykırışıdır. Uzun yıllar kendi ailelerine, batılı ülkelere, ve İsrail’e hizmet eden dikta rejimlerine karşı, masum bir halk tepkisidir. Hiçbir organize ve örgütsel tabana dayanmayan bu hareket , 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’un Sidi Buzid kentinde başlamıştır. Tunus polisi, manavlık yapan 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin sattığı mallara el koymuş ve kendisine kötü muamelede bulunmuştur. 26 yaşındaki Buazizi bunun üzerine belediye binası önünde üzerine benzin dökerek kendisini yakmıştır. Buazizi, ölmeden önce “Yoksulluğa son, işsizliğe son” diye haykırmıştır. Bu olay Tunus halkını sokaklara dökmüş ve protestolar Arap Baharı’nın tetikleyicisi “Yasemin Devrimi”ne kadar devam etmiştir. Sonrasında , bu hareket, demokrasiye, kişi hak ve özgürlüklerine yıllardır özlem duyan diğer Arap ülkelerine sıçramıştır.
• Bu hareketi Suriye’de tetikleyen olay ne olmuştur?
Suriye’de bu hareketi tetikleyen olay; 5 Mart 2011 tarihinde 14 yaşlarında 16 okul çocuğunun okul duvarına “rejim gitsin, halk özgürlük istiyor” yazısını yazması olmuştur. 18 Mart 2011 tarihinde, Cuma namazı sonrası halk Güvenlik görevlerinin çocukları gözaltına alması ve işkence etmesine tepki olarak olayı protesto etmiştir. Bu protesto sırasında halkın üzerine rastgele ateş açılmış, sonuçta 10 ‘dan fazla Suriyeli öldürülmüş ve ardından Suriye halkı sokağa dökülmüştür.
• Suriye’yi , 5 Mart 2011 tarihinde patlak veren bu olaylara taşıyan süreci kısaca anlatır mısınız?
Suriye’deki yönetim 963 yılında askeri darbeyle iktidara gelen meşruiyete sahip olmayan, ve babadan oğula devredilen bir yönetimdir. Devlet yönetimi Suriye halkından kopuk geniş bir tabana dayanmadan, bu güne kadar gelmiştir. Mevcut yönetim sırf kendi ailesi ve mezhebinde olanların çıkarlarını gözetme ilkesinden taviz vermemeyi temel almaktadır.
Bugün itibarı ile gelinen nokta da ; % 5’i temsil eden ve azınlıkta olan bir iktidar, aşırı terörle ve katliamlarla halk ayaklanmasını bastırmaya çalışmaktadır. Yapılan bu katliamlar sonucunda, ismi tespit edilen ölü sayısı 4650 kişiyi bulmuştur. Ama gerçek rakamlar bunun çok üstünde on- onbeş bin arasındadır. Bir çok bölgede toplu mezarların olduğu bilinmektedir ve bunların bazıları halk tarafından tespit edilip, deşifre edilmiştir. Yapılan katliamların izinin silinmesi amacıyla; bazı cesetler yakılarak ortadan kaldırılmaktadır.
Ayaklanmanın en başta gelen nedeni hem siyasal hem de ekonomik olarak halkın Esad ailesi, akrabaları ve yakın çevresi tarafından uzun yıllar sömürülmüş olmasıdır. Halk, yaşanan bu sıkıntıların sona ermesini, 45 yıldır halka zulmeden despot yönetimin görevden çekilmesini istemektedir. Yönetimin bizzat halkın hür iradesine bırakılmasını, herkesin devlet imkanlarından eşit şekilde yararlanmasını yani eşit vatandaşlık ilkesinin hayata geçirilmesini istemektedir.
Sn. Öztürkmen, Suriye’deki Türklerin durumu ile ilgili bilgi verirmisiniz?
Türklerin Suriye coğrafyasına gelişleri 968 tarihinde Tolunoğulları Devleti ile başlamış, Selçuklu Dönemi’nde Oğuz boylarının bu topraklara göç etmesiyle yoğunluk kazanmıştır. Selçuklu Devletini kurup yönetimi atabeylere bırakmasından sonra Türkmenler bu coğrafyada etkin bir rol oynamaya başlamış, özellikle Atabey Nuriddin ZİNKİ döneminde Haçlı Seferleri’nde ve Kudüs’ün fethi sırasında önemli rol almışlardır. Türklerin bölgedeki varlığı , Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı sonucu bu toprakları kaybetmesine kadar, 1000 yıllık bir tarihe dayanmaktadır. Daha sonra Fransız mandasına bırakılan topraklar, bugünkü Ortadoğu’yu oluşturmaktadır; Çok uzun yıllardır Suriye, Filistin, Lübnan,, Ürdün ve Irak’ da, Türk unsuru; bu toplumları oluşturan gruplardan biri olmuştur .
Bugünkü verilere göre Suriye’de yaklaşık 3,5 milyon Türkmen vardır. Dilini koruyan Türkmen sayısı yaklaşık 1,5 milyondur. Bu da yaklaşık olarak % 5’e tekabül eder. Diğer 2 milyon kişi ise Türkçeyi unutmuş ama kimliğini kaybetmemiştir. Suriye Türkmenleri’nin % 99’u Sünnidir ve yoğunluk olarak Halep’in şehir merkezinde ve yaklaşık olarak 145 köyünde yaşıyorlar. Kırsal kesimin yanı sıra çok sayıda Türkmen ailesi şehirlere yerleşmiştir ve bu da Suriye Türkmenleri’nin yaklaşık %65 ini oluşturmaktadır.
Türkmenler Suriye’de çok geniş bir coğrafyaya dağılmış durumdadır. Bu nüfusa rağmen Türkmenlerin bugün Suriye siyasetinde yer alamamasının nedeni yıllardan beri büyük baskı altında yaşamış olmalarıdır. Fransız mandası döneminde başlayan ve milliyetçi Arap rejimlerinde, Baas rejiminde süren bu ağır baskılar sonucu Türkmenler Türk Dünyası’ndan kopmuş ve asimile olmuştur.
45 yıldır yüzde 5’lik azınlık tarafından yönetilen bu ülkede, Suriye Hükümeti, Türk düşmanlığını had safhaya çıkartmıştır. Türklerin kendi öz dilleri ve kültürlerini kaybettirmek için farklı bahanelerle hapishanelere atılan binlerce kardeşimiz bulunmaktadır.
Suriye’de yaşayan Kürtleri besleyerek ve onlara destek olarak, PKK vasıtasıyla Türkiye Cumhuriyeti yıpratılmaya çalışılmaktadır. Son dönemde çıkan iç isyanlarda hedef yine Türkler olmuştur. İç isyanlarda Türk yerleşim yerleri ablukaya alınarak baskı ve şiddet artırılmaktadır. Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına sevinen Türk halkının sevincini bizler de paylaşırken, bu dönemden sonra bizlere olan baskılarda artmıştır. Yakalanış sürecinin acısını bizler yaşadık.

Suriye’de yaşanan Halk ayaklanmasına, Suriye Türkmenleri aktif olarak destek veriyor mu?

Türkmenler muhalif hareketlere destek vermektedir, tüm Suriye genelinde yaşanan bu olaylarda, 400’ten fazla şehit verdik. Ayrıca yüzlerce kayıp ve tutuklu Türkmen var. Lübnan sınırındaki iki Türkmen köyü ayaklandıkları için Baas çeteleri tarafından bombalanmış, kadın ve kızlara tecavüz edilmiştir. 5000 üzerinde kayıp ve tutuklularımız var ve bizler yaşadıklarından endişeliyiz, birçoğu işkence altında öldürülmüştür. O bölgedeki tutuklular arasından birkaç noktada toplu mezarlar bulunmuştur.
Suriye güvenlik güçleri ve rejimin destekleyerek kurduğu adi suçlulardan oluşan Şabbiha Çeteleri tarafından Sünni halka rastgele ateş açılmaktadır. Bu kıyımlar Deraa’ da başlayıp Banyas, Hama, İdib, Cısır-Şugur ve Humus ‘ta sürmektedir. Bu gün Suriye’nin birçok yerinde sistematik katliam yapılmaktadır. Mevcut yönetim bu olayların hazırlıklarını ise, valileri ve emniyet mensuplarını görevden alıp, yerine eski katillerden oluşan bir kadroyu getirerek yapmaktadır. Beşşar Esat ılımlı yöneticileri görevden almakta ve şehrin su, elektrik ve iletişimini günlerce kestirmektedir. Sonrasında ise şehir güvenliği eli kanlı çetelere teslim edilerek toplu katliamlar yapılmaktadır.
Suriye’de yaşayan Türkmenler olarak Suriye yönetiminden talepleriniz nelerdir?
Suriye Türkmenleri olarak isteğimiz, yeni oluşumda haklarımızın anayasa çerçevesinde korunmasının sağlanması ve Suriye’yi oluşturan üç ana unsurdan (Arap, Türkmen, Kürt) biri olduğumuzun kabul edilmesidir.
Eski Baas rejiminde Suriye Türkmenlerine hiçbir örgütsel hak tanınmamıştır. Ne bir dernek kurma ne bir kültürel faaliyet, ne de bir siyasi hareket imkanı bulabilmişlerdir. Bazı bölgelerde Türkmenlerin kendi dillerinde türkü söylemeleri bile yasaklanmıştır. Böyle bir rejimde Türkmenler örgütsel hayata geçme imkanı bulamamıştır. Ama bu yeni oluşum içinde umut ediyoruz ki Türkmenler siyasal ve toplumsal bir hareket olarak haklarını savunabilecek duruma gelirler.
Suriye’de devrimin başarıya ulaşması durumunda sivil demokratik bir siyasal sistem ortaya çıkacaktır. Bu ortam içinde Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan esas unsurlardan biri olarak yer almalarıdır. Bunun yanı sıra anadilde eğitim ve diğer sosyal, kültürel hakların verilmesini talep etmektedirler. Esasen bu talepler Türkiye ve Suriye arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara anlaşmasında yer almaktadır.

Bu süreçte Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?
Suriye halkı Türkiye’den etkin bir rol beklemektedir. Bu hem Türkmenler hem de diğer gruplar için geçerlidir. Ayrıca Batı ülkelerine ve İran’a karşı duyulmayan güven Türkiye’ye karşı duyulmaktadır. Sayın Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar Suriye halkını çok etkilemiştir. Bazı bölgelerde yapılan halk gösterilerinde Araplar tarafından çok sayıda Türk bayrağı asılmakta ve Türkçe pankartlar taşınmaktadır. Ama Türkiye’nin şu anki tavrı yetersiz bulunmaktadır. Suriye halkı daha çok desteklenmeli, bizim yaşadığımız katliamlara tercüman olunmalı, yaşadıklarımız uluslararası kamuoyuna yansıtmalıdır. Türkiye bu olayları dünya gündemine taşımalıdır.

Türkiye’den ve Türk Dünyasından, Suriye Türkmen halkının sesini dünyaya duyurmasını istiyoruz. Ve ileriki dönemlerde Suriye’de oluşacak yeni devlet sisteminde Türkmen kimliğinin ve haklarının yeni anayasa çerçevesinde korunması için destek olunmasını istiyoruz. Şu ana kadar Türkmenler için hiçbir şey yapılmadı. 3,5 milyon Türkmen’in dünya kamuoyunda adı geçmemektedir. Bizim isteğimiz yeni oluşumun içinde var olup haklarımızı korumaktır ve bunun içinde Suriye Türkmen Hareketinin önünün açılması ve tanınması gerekmektedir .
201 üyeden oluşan Suriye Ulusal Meclisinde hiçbir Türkmen temsilcisine temsil hakkı tanınmamıştır, Kürtlere ise 21 üyelik verilmiştir. Diğer gruplara tanınan haklar Türkmenlere ‘de tanınmalı ve bu aşamada hak ettiğimiz kadar üye ile temsil hakkı verilmelidir. Baas döneminde yapılan Türkmenlerin pasifleştirilmesi ve yok sayma politikası muhalif Suriye Ulusal Komitesi tarafından da sürdürülmektedir.

İlginizi çekebilir