Doğu’nun Paris’i Van

Doğu’nun Paris’i Van

Eskiden Doğu’nun Paris’inin Van mı, yoksa Erzurum’mu olduğu hususunda Vanlılar ile Erzurum’lular arasında sürekli münakaşa olurdu. Bir suçluya şu kadar bin değnek ceza çıkınca mücrim feryad etmiş: Sen ya hiç dayak yememişsin, ya sayı saymayı bilmiyorsun. Burada da durum aynı, ya sen hiç Paris’i görmemişsin, ya da mimariden anlamıyorsun. Van’da sürekli deprem olduğu tarihlerde kayıtlı. Hatta eski Van, kale dibinde ören yeri gibi harabe halinde ve gözler önünde. Göl kıyısından biraz yukarılara yeni Van inşa edilmiş. Yaklaşık 100.000 civarındaki nüfus, terör ve köylerin boşaltılması yüzünden sun’î olarak 500.000’i aşmış. Tabii eski bahçeli evler yıkılıp yerine kontrolsüzce yüksek binalar dikilmiş. Zemin etüdü yapılmadan dikilen inşaatlar son depremde büyük hasar gördü. Bakmayın siz az evin yıkılmış olmasına. Hepsi ağır hasarlı ve oturulacak durumda değil.
Şimdi devletin eline yeni bir fırsat geçti: Doğu’nun Paris’ini Van’da inşa etmek. Bundan önce Yalova ve Adapazarı depremlerinde bu imkan kullanılamadığı için yıkılan eski bölgelere aynı çarpık yapılaşmanın devamı mahiyetinde tekrar binalar yapıldı. Artık oraların ıslahını bir başka depreme bırakmak gerekecek. Fakat Van öyle değil. 1990’larda boşaltılan köylerdeki vatandaşlarımız kitleler halinde doğunun şehirlerine doldurulmuştu. Arazileri ve hayvanları olan bu insanlar, kalabalık aileleriyle şehirlerde ne yapacağını bilemez halde uzun süre dolaştılar. Çocukları ekseriyetle ayakkabı boyacısıydı; babaların ise neredeyse tamamı seyyar satıcı. Bir kısmına devlet şehir dışında bir şekilde derme çatma çadırdan hallice tek katlı evler yapmıştı. Oraya otobüs ve dolmuş çalışmazdı (Gerçi otobüse dolmuşa verecek paraları yoktu ya). Evlerde su tesisatı da yoktu. Uzak bir yerlerden bidonlarla su taşıyorlardı. Bir gün şehrin valisi şehrin ileri gelen idarecileri ve kalabalık bir heyetle o derme çatma mahallenin açılışı için geldi. Bir kenara da ağaç fidanları dikilmiş. Günün mânâ ve ehemmiyetine uygun konuşmalar yapıldıktan sonra sıra fidanları sulamaya geldi. Fakat o ne! Su yok. Hemen emir verilince özel harekâtçılardan biri evlerin birine daldı, içerden biraz su bulup getirdi; fidana döküldü. O sırada sakinlerden birinin kendi dilinde mırıldandığını işittik. Anlayamayınca yanımızdakine tercüme ettirdik: “Biz içmeye su bulamıyoruz, adam ağaca döküyor”!.
Van artık bu yüksek nüfusuyla yaşamaya mecbur olduğundan ve halkın şehri inşası zaman alacağından, TOKİ bir an önce yapılması gereken yeni nazım imar planı çerçevesinde meskenleri tamamlamalı. İhalesi kısa bir süre önce yapılan yeni binalar için alelacele hazırlanan projeler yeni bir şehircilik felaketi yaratabilir. Harika göl manzarasını her taraftan görebilen, çarşıları, okulları, otelleri, alışveriş merkezleriyle ve geniş yollarıyla muhteşem bir şehir oluşturulmalıdır. Bunun için sadece erken tedbir almak ve biraz da iz’an ve idrak sahibi olmak yeterlidir.
TOKİ Anadolu’da hiçbir şehirde mimari açıdan iyi bir imtihan vermedi. Eskiden yap-satçı müteahhitlerden biraz daha kaliteli inşaat yaptı o kadar. Ankara’da son olarak Esenboğa yolu üzerinde tamamladığı binalar, mimari olarak tam bir ilkellik numunesidir. Mimarlar Odası asıl bu gibi imar katliamlarında sesini iyice yükseltmeli. Çünkü protokol yolu üzerinde tabiata ve coğrafyaya uygun, gözü rahatsız etmeyen bir silueti olan gecekondular yıkıldı, yerine mimar elinden çıktığı bile şüpheli, ucube katlar üst üste kondu.
Şimdi Van’da bir şehir plancısı da istihdam ederek (tabii binalar için bir de mimari çizim yaptırarak) topyekin bir mimari kalkınma hamlesi başlatılmalı. Mamafih, şehircilik ciddi bir iş olduğundan toplumun her kesiminden görüş alınmalı. Bu işin TOKİ’ye bırakılamayacak kadar ciddi bir mesele olduğunu söylemeye gerek yok. Evet birkaç dükkanı, mektebi, otoparkları ve az çok geniş yolları olan mahalleler inşa edilmiştir. Ancak gittikçe artan kat sayısıyla kule benzeri inşaatlara imza atan TOKİ, özel sektöre de ilham kaynağı olmuştur. Sosyal mesken mahiyetindeki ve batılı isimler taşıyan etrafı duvarlarla çevrili yüksek binalar şehrin zenginlerine yüksek fiyatlarla satılmaktadır.
Doğu’nun Paris’i olmaya aday yeni Van’da bütün bu tezatlar bertaraf edilebilir. Ulaşım imkanlarının çoğaldığı günümüzde, şehir biraz daha yatay genişlemeyle az katlı, depreme dayanıklı muhteşem evlere kavuşabilir. Tabii depremde ağır hasar gören Erciş için de aynı usûl denenebilir.
Van’da Urartulardan kalma Şamran kanalları şehre tatlı su sağlıyordu. Yer yer harap edilen bu kanallardan gelen tatlı su yerine 21. asırda kireç oranı yüksek acı su içiyor Vanlılar. Bu tarihi kanalların ıslahı da aynı projede hayata geçirilebilir. Yetkililer şehirlerin hava akımını engelleyen bu tarz yüksek binalardan vazgeçerse Van’a büyük bir iyilikte bulunmuş olacaklar.
Tabii bu yazdıklarımızın hiçbirinin gerçekleşmeyeceğine inancımız tamdır. İhaleyi yapan TOKİ koca koca binalar dikecek, şehrin zaten karmakarışık olan siluetini bozacak ve mimariden nasibini almamış beton yığınlarıyla her yeri donatacak. Deprem Dede’nin “depremle yaşamaya alışın” vecizesinde olduğu gibi Vanlılar TOKİ binalarıyla yaşamaya şimdiden alışsa iyi olur. “Doğu’nun Paris”i mi? Kimse merak etmesin; kapsamlı bir kentsel dönüşüm yapılmadan, Erzurum’un bu yapısıyla Paris olmasına imkan ve ihtimal yok. Orası çoktandır devasa bir kasaba hüviyetinde.

[1] TOKİ yetkilileri için şehir nedir, insan hayatında ne ifade eder, tarih boyunca şehirler nasıl oluşturulmuş sadedinde okuma kılavuzu: Türkiye Yazarlar Birliği, 1. Şehir Tarihi Yazarları Kongresi, Bildiriler Kitabı, Ankara, 5-7 Kasım 2010; Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Şehir Tarihi Özel Sayısı, İstanbul, 2008.