Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru

Sivil iktidar ayağındaki prangaları kırıyor, elindeki zincirleri parçalıyor. 80 yıl boyunca o zincirleri elinde tutanlar da bağırıp çağırmaya öfke krizlerine devam ediyor. Yani eski sistemi isteyenler (bunlara esas gerici demek yanlış olmaz) ve yenilikçilerin savaşına şahit oluyoruz. Siyasetin ve dolayısıyla ülkemizin geleceğini belirleyecek bir dönemden geçiyoruz. Ama yaşanan normalleşme sürecek; bu millet 2 ay sonra tarihinde ilk kez kendi başkanını seçecek.

Arka arkaya üç seçimden ilki olan yerel seçimler geride kaldı, şimdi çok kritik öneme sahip bir seçimin arifesindeyiz.
Tarihimizde ilk defa cumhurbaşkanımızı seçimle belirleyeceğiz.
Bu da aslında bir yerde başkanlık sistemine kapıyı açacak olan seçim olacak.
Tarihi öneme sahip bir seçim olduğu içindir ki bu yaz ayları muhtemelen çok sıcak geçecek diye tahmin edilmekte.
Her ne kadar siyasi açıdan sıcak geçmesini beklense de yaz aylarını henüz nispeten daha “ılıman” bir ortamda geçiriyoruz; cumhurbaşkanlığı seçiminin ateşi henüz ortalığı ısıtmış görünmüyor.
Bunun aslında çok basit bir sebebi var; ortalıkta AK Parti adayının – ki büyük bir sürpriz olmazsa Başbakan Erdoğan olarak görünüyor – karşısına çıkacak ciddi ve elle tutulur bir rakip yok.
Muhalefetin tüm hesapları sadece ve sadece Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini engelleyip ikinci tura az da olsa bir umut taşıyabilmek üzerine kurulmuş durumda.
Aslına bakarsanız muhalefet de Başbakan Erdoğan’ın aday olduğu takdirde seçileceğini çok iyi biliyor.
Önerdikleri çatı aday, ortak aday gibi teklifler yukarıda da dediğim gibi süreci sadece biraz daha uzatmaktan başka bir amaç taşımıyor.
Yani bütün taktikler işe yarasa bile Erdoğan 10 Ağustos’ta değil 24 Ağustos’ta seçilmiş olacak.
Erdoğan’ın toplumu böldüğü, kutuplaştırdığı gibi söylemlerle hem iç hem de dış kamuoyuna Erdoğan’ın bu makam için uygun bir aday olmadığı imajı verilerek seçimin ve seçilmesinin meşruiyeti de şüpheli hale düşürülmeye çalışılmaktadır.
Mısır’da ve Suriye’de yapılan ve adına “seçim” denilen rezaletleri bile meşru olarak gören bir zihniyetin, Türkiye’deki tamamen meşru ve demokratik seçimleri şaibeli gibi sunmak istemesi sadece ve sadece sonucu biraz erteleme veya gölge düşürme çabasından ibarettir.
Bölme ve kutuplaştırma söylemi, daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirdiğim gibi, 80 yıllık hükümranlıklarının son 10 yıldır iktidarın gerçek sahipleri olan milletin iradesi doğrultusunda el değiştirmesinden, 80 yıllık imtiyazların elden çıkmasından dolayı doğan ve gitgide büyüyen öfke patlamasının bir ürünüdür.
Adına “beyaz Türkler” de denilen bu kesim, sadece kaymak tabaka olarak adlandırılan ve gelir seviyesi çok yüksek aileleri değil, kendilerini “Mustafa Kemal’in askerleri” olarak tanımlayan daha kalabalık sekülarist bir kitleyi kapsıyor.
Bugün bu kitlede şahit olduğumuz ve her geçen gün bir histeri havasında yükselişine tanık olduğumuz Erdoğan nefretinin arka planında aslında hem bu imtiyazların kayboluşuna hem de bu güç savaşında, bir zamanlar küçük görülen, aşağılanan ve ötekileştirilen “dindar” kitlelerin belirleyici olması gerçeği var.
Buna histeri dememin sebebine gelince Yılmaz Özdil, Levent Kırca, Tarık Akan ve bu minvalde söylem üreten şahıslarda temsil edilen bir anlayış elbette histeri olarak nitelendirilmeyi hak ediyor.
Sadece bu kadar da değil, sosyal medya bu histerinin uygulama alanı.
Akıl ve ruh sağlığı yerinde insanların bırakın yazmayı hayal bile edemeyeceği söylem ve fikirlerin arka planında artık öfke sınırlarını çoktan aşmış ve histeri sınırlarını da zorlayan bir ruh halinden başka ne olabilir?
“Bu partiye oy verenlerin çocuklarının acısını görmelerini” istemek nasıl bir hastalıklı kişiliğin eseridir bilmiyorum; böyle bir hastalığa karşı tıp yeterli kalır mı ben şahsen emin değilim.
Bu histeri sadece sıradan öfkeli bireylerle de sınırlı değil üstelik.
Aydını, yazarı, sanatçısı ve bilumum elit tabakası aynı dertten muzdarip.
Başbakanın mezarına tükürmekten bahsedenlerle silahları sustuğu için zıvanadan çıkmış eskinin anlı şanlı demokratları şimdilerde kol kola.
Bir dönem meclisi yok etme sevdasında olup sonralarda demokrat kesilen ve şimdilerde yine aslına rücu eden günümüzün ittihatçı kalemleri bu nefretin sözcülüğünü yapıyor.
Türkiye kurulduktan 80 yıl sonra 2000’lerin başında başlattığı normalleşmeyi, arada tökezlemeler de olsa, şu anda tam gaz sürdürüyor.
Sivil iktidar ayağındaki prangaları kırıyor, elindeki zincirleri parçalıyor.
80 yıl boyunca o zincirleri elinde tutanlar da bağırıp çağırmaya öfke krizlerine devam ediyor.
Yani eski sistemi isteyenler (bunlara esas gerici demek yanlış olmaz) ve yenilikçilerin savaşına şahit oluyoruz.
Ama yaşanan normalleşme sürecek; bu millet 2 ay sonra tarihinde ilk kez kendi başkanını seçecek.
Yaz sıcak geçecek demiştik; sıcaklıktan kastımız aday bolluğu, nefes nefese sürecek bir seçim süreci değildi.
Sıcaklık sadece elitlerin ve onların yönlendirdiği “beyaz” kitlelerin süreç boyunca yapacaklarına atfen ortaya çıkacak.