‘’Birilerinin devleti’’ yerine ‘’milletin devletine’’ dönüşüm

‘’Birilerinin devleti’’ yerine ‘’milletin devletine’’ dönüşüm

Sosyal yaşamımızın parçası olan eğitimden,sağlığa ya da ulaştırma gibi her türlü kamusal hizmetlerden, temel eğlencemiz olarak karşısında saatlerimizi harcadığımız TV programlarına,hatta tasarruflarımızı emanet ettiğimiz bankalara kadar tüm sosyal ve ekonomik yaşamımızı kuşatan kurallar aleminin temel düzenleyicisi ‘’Devlettir’’tir.’’ Devlet nasıl yönetiliyor ve yönetilmeli?’’sorularına karşılık ise,hepimizin tekil veya bütüncül mutlaka vereceği cevapları ve fikirleri vardır.
Bugün hatırımızda kalan,’’hoş sada’’ bırakan liderlerimizin ortak özelliği belki de,bu devlet dediğimiz devasa ve güçlü yapıyı,biz vatandaşların hayatını iyi yönde etkileme,yaşam standartlarını yükseltme amacıyla dönüştürme çabalarıdır.

Peki,reform nedir?Bir devlet için neden önemlidir?
Reform, var olan bir yapının yeniden biçimlenme,esneyebilme,dönüşebilme ve yerine mevcut şartlara göre daha iyisini yapabilme kabiliyetine sahip yeni bir yapıya evrilmesi anlamlarını içerir.Reformu gerektiren durumlar iseÖzal dönemi için 1970’ler boyunca süren sağ-sol çatışması,ambargolar,dış ve postal müdahaleleri ile kendini gösteren 20.yy’da yaşadığımız 1.Fetret Devri;Erdoğan dönemi için ise 1990’lar boyunca yaşanan koalisyonların,siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın normalleştiği 2. Fetret Dönemi’dir.Her reform,ucu topluma dokunan bunalımın ve/veya krizin sonucudur diyebiliriz.Son 10 yılda yaşanan reform süreci diğerlerine göre belki de hala yaşanıyor olması sebebiyle daha az bahsedileni olmuştur.
Reform görevi,kendisine de sistem tarafından cezalandırılan İstanbul Büyükşehir belediyesi başkanı R.Tayyip Erdoğan’a verilmiştir.2002yılında büyük bir başarıyla sandıktan çıkan AK Parti,3 Ocak 2003 tarihinde açıkladığı 205 eylemden oluşan Acil Eylem Planı’nı dört temel üzerine oturtdu:Kamu Yönetim Reformu,Ekonomik Dönüşüm Programı,Demokratikleşme ve Hukuk ile Sosyal Politikalar.
Kamu Yönetimi Reformu,AK Parti’nin Türkiye için öngördüğü ekonomik ve sosyal yapıdaki yapısal dönüşüm sürecinin merkezinde yer alıyordu.Bu dönüşüm süreci ‘’Vatandaşı merkeze alan,bürokratik süreçlerin azaltıldığı,hızlı,etkin ve verimli iş süreçlerine sahip devlet yapısına dönüşüm için iki temel ilkeyi referans almıştır:Saygınlık ve hesap verebilirdik.Artık kerameti kendinden menkul,yaptığı her işin altında mutlaka yüce gayeler olduğu ön-kabulünün mecburi olduğu hikmetli,şahsi manevi olarak tanrısal niteliklere sahip olduğu düşünülen devlet anlayışından,gücünü milletin iradesinden alan,attığı her adımın hesabını verebilen ve harcadığı her hesabı verebilen ve harcadığı her kuruşun şeffaf bir şekilde milletine açıklayabilen bir devlet olma yolunda ilk adımlar atılmış,’’birilerinin devleti’’ yerine tüm kurumları ile ‘’Milletin Devletine’’ dönüşümün sancılı süreci bir şekilde başlamıştı.
Milletin seçtiği Cumhurbaşkanı tarafından bile sorgulanamaz, dokunulamaz olan birtakım devlet kurumlarında Saydamlık ve Hesap verebilirlik ilkelerinin işletilmesini içeren arınma,temizlenme sürecinin kolay olması beklenmiyordu,olmadı da!
Yaşanan gelişmeler fark edildikçe,halk bu sürece desteğini sürdürdü.Kazan vadisini eşkıyaya dar eden TSK’nın bu başarısında,kısa süre içinde yaşadığı saydamlık ve hesap verebilirlik ilkelerinin yerleştiği kurumsal dönüşümün payı bulunmaktadır.Dünyayı kasıp kavuran,Avrupa Birliği’ni dağılma noktasına getiren finansal krizin etkilerini Türkiye sağlam bir şekilde göğüsleyebiliyorsa, 2001 krizi sonrası şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerine kurulu ‘’Bankacılık Sistemi Reformu’’ nun etkisi büyüktür.
5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu bu şeffaflaşma sürecinin devletin harcama yönetimi tarafındaki önemli adımlarından ikisidir.
YARGI-Askeri ve Merkezi bürokraside saydamlık ve hesap verebilirlik eksenli kamu yönetimi reformunun kendi mecrasında ilerlediği varsayalım,peki bir adım sonrası ne olmalı?
Kuşkusuz kamu yönetimi reformunun ikinci ve belki de en kritik fazı,kamu insan kaynakları sisteminin geliştirilmesidir.Çünkü yeni normlar ve kurumlar yeni insanları,yetenekleri ve bilinç düzeyini gerektirmektedir.Normları işletecek,geliştirecek,kurumlara hayat verecek yine insandır.
‘’Vatandaşını merkeze alan’’ bir anlayışla tüm kamu sistemini değiştiren reformcu bir partinin, yine ‘’bilgiyi,niteliği,meritokrasiyi’’ merkeze alan bir kamu personel sistemini kurması elzemdir.Aksi taktirde, kerameti kendinden menkul kurumların yerini kişiler alır,yani vatandaşı görmeyen kurumların yerini ve ‘’ Enel Devlet’’ diyen ‘’ Uzmanı-Bileni’’ duymayan sağır amirler alır.