Toplumun huzur ve refahını sağlamakla yükümlü; İnsan hak ve özgürlüklerine bağlı ve insan haklarını mevcut evrensel niteliklerinden de daha ileriye götürmeye kararlı; bireyi ve insanın mutluluğunu önceleyen; çevreci, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı amaçlayan; toplumun, ailenin ve bireyin, devlet, devlet organları ve görevlileri karşısında korunması ve insan haysiyetinin yüceltilmesini temel görevi kabul eden bir devlet olmalıdır.

Toplumun huzur ve refahını sağlamakla yükümlü; İnsan hak ve özgürlüklerine bağlı ve insan haklarını mevcut evrensel niteliklerinden de daha ileriye götürmeye kararlı; bireyi ve insanın mutluluğunu önceleyen; çevreci, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı amaçlayan; toplumun, ailenin ve bireyin, devlet, devlet organları ve görevlileri karşısında korunması ve insan haysiyetinin yüceltilmesini temel görevi kabul eden bir devlet olmalıdır.
İdeolojilerden bağımsız, tüm inanç ve düşünce biçimlerine, hayat tarzlarına, kendini ifade etme ve bir arada yaşama fırsatı sunacak; laik, sosyal, hukuk devleti niteliklerini taşıyan; etnik, dini, milli, kültürel kimlik tanımlarından arınmış “nötr devlet” ve anayasal bağlılık ile tanımlanan bir vatandaşlık esası; devlet felsefesinin temeli olmalıdır.
Bu çerçevede yeni anayasa:
a) Tüm toplum kesimlerinin aidiyet ve bağlılık duygusu ihtiyacına cevap verebilecek şekilde kaleme alınmalıdır.

b) Her kesimin gelecek tahayyülünü ihtiva edecek bir anayasa yazılabilmelidir.
DEVLETİN TEMEL SİYASAL ÖRGÜTLENİŞİ:
Üniter devlet yapısı korunmalı; mevcut il ve ilçe düzeninde mülki idare devam ettirilmeli ancak atanmışların yetkileri daraltılıp seçilmişlerin yetkileri genişletilmelidir. Anayasal kurumlar, yetki, sorumluluk ve işleyiş bakımından yeniden düzenlenmeli; kurumsal ve kişisel bazda siyasi, hukuki ve vicdani yönden hesap verebilir kılınmalıdır. Aşağıda belirtilecek şartların gerçekleştirilmesi kaydıyla parlamenter demokrasi ve eşit kuvvetlerin birbirini murakabesi esası korunmalı ancak bu eşitlik, egemenliğin TBMM’de tecelli etmesine halel getirmemelidir. Parlamentonun üzerinde hiçbir kuvvetin olamayacağı anlayışının, teoride kalmaktan kurtarılıp sistemde yaşar hale getirilmesi için yeni anayasa:
a) Siyasi partilerin parti içi demokrasiyi tesisini mümkün ve mecbur kılacak hükümler;
b) Çoğulculuğu mümkün kılacak denli parti il/ilçe örgütlerinin, parti yönetiminde etkin olmasını sağlayacak tedbirler;
c) Parlamenterlerin hür iradesini kısıtlayan grup kararları mekanizmasını ve parti disiplini anlayışını asgari seviyelere çekecek hükümler;
d) Kadın, çocuk, eğitim gibi bazı toplumsal alanlar, Alevi talepleri, Kürt sorunu, azınlık hakları, özürlülerin önündeki engellerin kaldırılması, yaşlı ve hasta hakları gibi insani konuların ve çevre sorunlarının, partiler üstü kabul edilmesine imkan verecek bir mekanizma oluşturulmasını ve böylelikle halkın haklı taleplerinin, siyasi rekabet ve çatışma alanı olmaktan korunmasını mümkün kılacak hükümler;
e) Siyasi partilerdeki kadın ve gençlik kollarının bir ayrımcılık odağı olarak tescili ve kaldırılmasını; her reşit vatandaşın, siyasi parti organlarında kadın, erkek ve genç, yaşlı ayrımı yapılmaksızın eşit temsil şartı ile çalışma hakkına sahip olmasını; yerleşik ayrımcı zihniyetle mücadele edebilmek için toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışını temel şart kabul etmesini; azınlıkların, temsil haklarını kullanabilmesi maksadıyla nüfusa oranlı kota şartı getirilmesini mecbur tutacak bir siyasi partiler kanunu amir olmalıdır.
f) Tüm toplum kesimlerinin, tüm siyasi fikir ve prensiplerin temsilini kolaylaştıracak, ülke barajının %1 ile sınırlı tutulduğu; seçmenin partiyi olduğu kadar adayı da seçebileceği; yeni bir seçim kanunu işaret edilmelidir.
g) Genelkurmay Başkanlığı Savunma Bakanlığına bağlanmalı ve tüm askeri harcamalar, yerindelik denetimi de dahil olmak üzere Sayıştayın denetimine açık olmalıdır. Askeri yargı sistemi yeniden düzenlenmeli ve yargıda çift başlılık oluşturarak, hukuk devleti ilkesini zedeleyen Askeri Yargıtay kaldırılmalıdır.
h) Anayasa Mahkemesi yasam erkini denetlemek işlevinde yasamaya amir pozisyondan çıkarılmalı ve kanunları değil kanun tasarılarını incelemekle yükümlü kılınmalıdır.
i) YÖK yapısal ve işleyiş olarak yeniden düzenlenmeli, yetkileri daraltılmalı; başkan ve kurul üyeleri yargı denetimine tabi kılınmalı; kurum ve başkanın yetkileri, ülke akademik faaliyetlerini ve bilimsel çalışmaları özendirip teşvik edecek, tavsiye nitelikli bir vizyon üretmek ve koordinasyon ile akademik çalışmaları ülke dışında tanıtmak görevini üstlenecek şekilde sınırlandırılmalıdır. Üniversiteler, bilimsel ve idari özerkliği mümkün kılacak temel şart olan, mali özerkliğe de sahip olmalıdır. Üniversite rektörlerinin de yetkileri daraltılmalı; üniversite, fakülte, yüksekokulların yönetim kurulları ile akademik kurullarının yetkileri genişletilmelidir. Mevcut rektör seçim usulü bütünüyle değiştirilmelidir.
DEVLETİN YEREL ÖRGÜTLENMESİ:
Güçlendirilmiş yerinden yönetim anlayışı ile il ve ilçe/mahalle ve köy yönetiminde halk tarafından yerel seçimlerde yetkilendirilmiş yöneticilerin yetkileri arttırılmalı, merkezi yönetim tarafından atanmış mülki idare amirleri ise yetkileri daraltılmış olarak sadece merkezi yönetimi temsil ve işleyişi denetimle yükümlü kılınmalıdır.
5-DEVLETİN DENETİMİ:
Devletin denetimi için kamusal denetim, yargısal denetim, mali denetim ve sivil toplum kuruluşlarının örgütlü denetimi kadar bireysel denetim mekanizmaları da gereklidir. Ayrımcılık Kurulu, İnsan Hakları Kurulu, Ombudsmanlık teşkilatı sivil toplum kuruluşlarının koordinasyonu ile oluşturulmalı ve bu kurullarda kesinlikle kamu görevlileri yer almamalı, teşkilatlarda çalışacak personel de devlet memuru kanunu kapsamına alınmayıp ayrı bir statüde görevlendirilmelidir. Özünde siyasi baskı grubu olarak isimlendirilmesi yerinde olan odalar, barolar ve sendikalar, ayrımcılık kurulu ve insan hakları kurulu içerisinde yer almamalı aksine anılan kurulların denetimine tabi kurumlar olarak kabul edilip, anılan kurullar hak temelli STK mensuplarından teşekkül etmelidir.
6-DEVLETİN HAK ve ÖZGÜRLÜKLER REJİMİ:
a) İnsan doğuştan temel haklara sahiptir. Hiçbir kişi ve kurum bireylere hak verip vermeme gücüne sahip değildir. Yeni anayasanın, hak ve özgürlükleri, özgürlükçü bakış açısıyla dile getiren tanımlar yapması gerekmektedir.
b) Özgürlüklerin kısıtlanmasını zorlaştıran hükümler getirmesi; anayasanın ve kanunların izin verdiği kısıtlamalara karşı da yargı denetiminin yanı sıra bireysel denetimi de mümkün kılan hükümler içermesi; muhtemel kısıtlama uygulamalarını gerçekleştirme konumundaki kamu kurum ve görevlilerine yönelik denetim ve muhakeme imkanını kolaylaştırması gerekmektedir.
c) Kamu görevi almada ve karar mekanizmalarında tüm toplum kesimlerinin ve bireylerin, eşit haklara sahip olduğu tescil edilmelidir. Bu çerçevede kamu ve özel sektörde her türlü ayrımcılık titizlikle incelenmeli, personel rejimi soruşturularak çalışanların aidiyet skalası incelenmeli ve cinsiyet / kıyafet / etnik / dini / kültürel / felsefi homojenlik tespit edilen kuruma, hak ihlali / ayrımcılık prosedürü uygulanmalıdır. Bu nedenle de yeni anayasamız hak ihlalleri ve ayrımcılıkla mücadele edecek bir toplumsal yapı oluşturulmasını mümkün kılacak amir hükmü ihtiva etmelidir.
d) Hak ihlallerinin ve ayrımcılığın önüne geçilmesi anayasanın temel konularından biri olmalı bu çerçevede nefret söylemi evrensel ölçekli geniş bir tanımla anayasada yer almalıdır. Bu kapsamda diğer özgürlük alanlarına yönelik hassasiyetlerle birlikte başörtüsü yasakları da hak ihlali ve kadına yönelik ayrımcılıklardan biri olarak tanımlanmalı ve nefret suçları arasında sayılıp engellenmelidir.
e)Engelli bireyin, sağlıklı bireyle eşit şansa sahip olacağı bir toplumsal düzen oluşturmak, engelleri kaldırmak ve engellilerin toplumsal ve kamusal hayatın her alanına eşit bireyler olarak katılımını mümkün kılacak özel önlemler alımı anayasal ilke olarak kabul edilmelidir.
f) Çocukların hakları ve korunması evrensel ilkeler, uluslar arası sözleşmeler ve insani değerler çerçevesinde devletin temel görevlerinden biri olarak titizlikle korunmalıdır.
g)Ailenin korunması ve güçlendirilmesi devletin temel görevlerinden biridir. Bu çerçevede dengeli, huzurlu ve mutlu aile yaşamını kolaylaştıracak önlemler alınması; kadınların.ve erkeklerin sağlıklı aile yapısı oluşturabilmesi maksadıyla evlenecek tüm bireylere toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesini amir hükümler anayasada yer almalıdır. Erkeklerin aileye ilişkin sorumluluklarının para kazanmaktan ibaret olduğu yaygın yanlış anlayışıyla mücadele edilmesi için gerekli olan böyle bir eğitim çalışması çocukların, yaşlıların, engelli ve hastaların ilk ve en önemli bakım kurumu olan ailenin korunmasını olduğu kadar kadınların da güçlendirilmesini sağlaması açısından önemlidir. Devletin aileye ilişkin sorumlulukları tespit edilirken eşlerin eşit yükümlülükleri de ifade edilmeli sadece kadın değil erkek de aileden sorumlu tutulmalıdır. Anayasa hazırlanırken ailenin korunmasına ilişkin maddelerin yazımı aşamasında toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışını yerleştirecek bir dil kullanmalıdır.
7-DEVLETİN TOPLUMA, AİLEYE, BİREYE İLİŞKİN SORUMLULUKLARI:
a) Etnik, dini, kültürel kavramlardan uzak bir vatandaşlık bağı terminolojisi kurulmalıdır. Ancak böyle bir dil, etnik, dini, kültürel farklılıkları görmezden gelmek ve/veya yok saymak anlamını içeremez.
b) Cinsiyet ayrımcılığını engelleme yönünde, yürütme erkini, uluslar arası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri yerine getirme mecburiyetine sevk eden hükümler içermelidir. Pek çok alanda olduğu gibi cinsiyet ayrımcılığına ilişkin yeni yasal düzenlemelerin de hayata geçirilmesini mümkün kılacak yönetmelik ve yönergelerin gecikmeden hazırlanmasını icbar edecek hükümler; yasama ile icra arasındaki takvim boşluklarına izin vermeyen bükümler, genel prensipler biçiminde anayasada yer almalıdır.
c) Kadının güçlendirilmesi, toplum huzurunun tesisi için gerekli, temel şartlardandır. Anayasa kadının gerek ebeveyn ve yakın akrabalarına gerekse eşi/hayat arkadaşı ve bu yakınlıktan doğan akrabalarına karşı konumunu güçlendirecek; kadının birey olarak özgür iradesini serbestçe ortaya koymasını mümkün kılacak denli demokratik koruma tedbirlerini almaya yürütme erkini icbar etmelidir. Yasama ve yargı erkleri de anayasanın lafız ve ruhuyla mütenasip bakışa sahip olmak mecburiyetinde bırakılmalıdır. Anayasanın getireceği amir hükümler doğrultusunda kadının özgür iradesini engelleyecek hiçbir geleneksel/kamusal/bireysel baskıya/ icraata göz yumulmamalıdır.
d) Kadının, devlet/kamu karşısında güçlendirilip desteklenmesi de anayasanın temel konularından birisi olmalıdır. Yapılacak yeni anayasal düzenleme kadının, kıyafeti nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmasına izin vermemeli ve kadın kıyafetini, din ve inanç hürriyetinin yanı sıra, kadının, bireysel tercihini ve hür iradesini yansıtan özel alanı kabul etmelidir. Kadının kıyafet tercihindeki özgürlüğü temel insan hakları kapsamında ele alınmalıdır. Temel hakların, anayasal güvence altına alınması demek olan özgürlüklerin tadadı, kadın kıyafetini de içermeli ve böylece kurumsal/kişisel/sektörel ayrımcılıkla mücadele edilmesine imkan sunulmalıdır. Kadın kıyafet özgürlüğünün temel haklar bahsinde ismen zikredilmesinin en önemli gerekçesi yaygın yasakçı zihniyetle mücadele ederek başörtülü kadınların haklarını kullanabilir olmasını sağlarken diğer taraftan istemeyen kadınlara muhtemel bir başörtüsü dayatması ile karşılaşılmasını da önlemektir.
Bireyin dini, etnik, kültürel, felsefi, siyasi, ideolojik kimlik tanımlarını kullanmasını engellemek ve/veya kimlik tanımlarını kullanmaya zorlamak yönünde baskıya maruz kalmayacağı bir toplum düzeni oluşturulmalıdır. Kişilerin özel ve kamusal alanda anılan kimlik tanımlarını kullanmaktan men edilmesi ve/veya kullanmaya icbar edilmesi kabul edilemeyeceği gibi aynı nedenlerle kamu görevinden mahrum edilemeyeceği gerçeği de yeni anayasa ile düzenlenmesi gereken bir diğer alandır.
8-DEVLETİN ULUSLARARI İLİŞKİLERDE ROLÜ:
Ülke içinde olduğu gibi uluslar arası ilişkilerinde de insan haklarına bağlı bir devletin vatandaşı olmak onurunu, halka yaşatacak bir dış politika yürütmeyi emretmelidir, hazırlanacak olan yeni anayasa. Elbette ülke çıkarları ile insani değerleri dengeleyecek yüksek vasıflı diplomatik beceriyi amir; barışçı ancak vatandaşının haklarına kıskanç bir devlet anlayışını yerleştirecek hükümler içermelidir. Güçlünün haklıyı ezdiği bir uluslar arası ortam yerine toplumların sorunsuz ilişkiler geliştirdiği bir dünya düzeni amaçlamalı; amacına ulaşmak için gereken insani, siyasi, ekonomik, bilimsel ve kültürel argümanları beceri ile kullanabilecek diplomasi vizyonunu mümkün kılacak ilkeler anayasada yer almalıdır. Devletlerarası ilişkiler geliştirilirken kamu diplomasisi ihmal edilmemeli, halklar arasında düşmanlık duygusunu silerek dostane ilişkileri mümkün kılacak çalışmaları da STK desteği ile gerçekleştirmelidir.