Arakan diye bir yer

Arakan diye bir yer

Dünya Suriye krizine kilitlenmişken Güneydoğu Asya’nın uzak bir köşesinde çoğu kimsenin adını ve haritada yerini bile bilmediği Myanmar (Burma)’da sessiz sedasız bir Müslüman katliamı yaşanıyor.
Üstelik neredeyse 50 yıldır süren bir katliam.
Güneydoğu Asya’da Hindistan, Çin, Bangladeş ve Tayland’a komşu, yaklaşık 60 milyon nüfuslu bir ülke Myanmar.
Nüfusun 50 milyondan fazlası Budist; yaklaşık 3 milyonu Hristiyan ve yine yaklaşık aynı sayıda Müslüman yaşıyor ülkede.
Dünya gündemine son dönemlerde önce bir askeri darbeyle sonra da bir doğal afetle gelmişlerdi.
Bir de geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen ülkedeki Osmanlı şehitliği haberiyle.
1. Dünya Savaşına İngilizlerin eline esir düşen binlerce Osmanlı askeri bu ülkede esir kamplarına yerleştirilmiş ve ağır şartlar ve işkenceler nedeniyle burada hayatlarını kaybetmişler.
Ülkedeki Müslümanların bakımını üstlendiği şehitlik çeşitli dönemlerde Budist çetelerce tahrip edilmiş, günümüzde çok azı sağlam kalmış.
Myanmar şimdilerde ise ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik katliam haberleriyle dünya gündeminde.
Ülke son yıllarda askeri cunta eliyle sistematik bir şekilde Müslüman nüfusun katledilmesine şahit oluyor.
Bir zamanlar ülkede 5 milyona yakın Müslüman yaşarken, katliamlar ve zorunlu göç ettirme politikaları sonucu bu rakam neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda.
Müslüman azınlığın evlenme, eğitim görme, dinini öğrenme ve yaşama gibi en temel hakları bile yasaklanıyor, ikiden fazla çocuk sahibi olmaları bile suç; bu yasaklara karşı çıkanlar ya öldürülüyor ya ülke dışına kaçmak zorunda kalıyor.
Müslümanlar ayrıca hiçbir ücret ödenmeden zorla ağır işlerde çalıştırılıyorlar.
Aslında BM ve uluslararası toplum son 10 yıldır Myanmar’da şiddet ve baskının bir devlet politikası haline geldiğini belirtmiş.
BM raporlarına göre Arakan’da yaşayan Rohingya Müslümanları en çok zulme maruz kalan azınlık olarak nitelendiriliyor.
İnsan kaçakçılığı, çocuk işçiliği, sistematik tecavüz ve kadınların askerler için seks kölesi olarak kullanılması gibi insan hakları ihlalleri sıklıkla yer almış uluslararası kuruluşların raporlarında.
1960’lı yıllardan itibaren Müslümanlar vatandaş statüsünden çıkarılıp “mukim yabancı” adı altında garip bir statüyle yaşamak zorunda bırakılmışlar.
Yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir hakları yok.
1978’de 200 bin Müslüman, 1991’de ise 250 binden fazla Müslüman ya katledilmiş ya da ülkeden kaçmak zorunda kalmış.
Resmi verilere göre son 10 yılda 3000’den fazla Müslüman köyü yakılmış, halk ya öldürülmüş ya toplama kamplarına alınmış ya da ülkeden kaçmış.
Geçtiğimiz Haziran ayından bu yana devlet destekli silahlı Budist çeteler Müslümanlara karşı yeni bir katliam furyasına giriştiler.
Müslüman köyleri bazen içindekilerle birlikte yakılıyor, kadınlarına sistematik olarak tecavüz ediliyor.
Yine resmi rakamlara göre Haziran ayından bu yana binden fazla Müslüman katledildi.
Ülkeden kaçmaya çalışanlara Bangladeş de sınırını açmadığı için şu anda iki ülke arasındaki sularda teknelerde ve botlarda ölümü bekleyen binlerce insan olduğu belirtiliyor.
Söz konusu Hıristiyan nüfusun yaşadığı Güney Sudan ve Doğu Timor gibi yerler olunca ayağa kalkan ve bu bölgeleri bağlı olduğu ülkelerden kopararak bağımsız ülke statüsü veren BM ve Batı dünyası, mevzubahis Müslümanlar olunca her zamanki ikiyüzlü tutumunu sergileyerek yaşananlara kayıtsız kalıyor, cılız tepkilerle süreci idare etmeye çalışıyor.
Müslüman ülkeler deseniz, zaten hiçbir beklenti ve umudum yok kendilerinden. Arakan’ın çığlığını Somali’de olduğu gibi yine önce Türkiye duydu, ses verdi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, aralarında Sayın Başbakanın eşi Emine Erdoğan’ın da olduğu bir heyetle Myanmar’a gitti, önce devlet yetkilileriyle görüştü, sonra da Arakan bölgesine giderek Müslümanların durumunu bizzat yerinde inceledi.
Böylelikle Arakan sorunu ilk defa uluslararası platforma taşınmış oldu.
Ancak ziyaretten sonra Müslümanların durumunda bir değişme olup olmadığı konusunda yeterince bilgi sahibi değiliz.
Gelen bilgiler değişen pek fazla bir şey olmadığı yönünde.
Arakan diye uzak bir yerde, bir halk kaderine terk edilmiş durumda, ölümü bekliyor son ferdine kadar.
Son 50 yıldır bekledikleri tek şey ölüm.
Dünya suskun.
Müslüman devletler ise utanç verici bir sessizlik içinde.
Tepkiler sosyal medya ile sınırlı.
Duadan başka silahı olmayan bu mazlumlara biz de dualarımız dışında yardım edemiyoruz, ne yazık.