Kafkasyanın Önemi ve Dağlık Karabağ Sorunu

Kafkasyanın Önemi ve Dağlık Karabağ Sorunu

                                                                               

Dr. Tayfun ATMACA    

Kafkasya, jeopolitik açıdan dünya siyasinde önemli bir yer arz etmektedir. Bu yüzdendir ki tarih boyunca süper güçler tarafından ele geçirilmek istenen bir bölge olmuştur. Kafkasya etnik açıdan da karmaşık bir yapıya sahiptir. Kafkasya’da Abhazlar, Gürcüler, Ruslar, Çerkezler vs. birçok ulus bir arada yaşamaktadır. Bu etnik hetorejen durum bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir. Dini açıdan bakıldığında İslam ve Hıristiyanlık, iki baskın unsur olarak buralarda yaşayanların gündelik hayatına etki etmiştir. Türklerin 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya göçlerinin sistematik olarak başlamasının ardından, Kafkas halklarıyla etkileşimi başlamıştır. Büyük Selçuklu Devleti döneminde Ermeniler ve Gürcülerle çeşitli mücadelelere girişilmiştir. Osmanlı Devleti’nin doğuya genişlemesi sonucu Kafkasya’nın da bir kısmı egemenlik sahasına alınmıştır. Ferhat Paşa Anlaşması ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşırken Kafkasya’da da büyük bir ilerleme sağlamıştı. Bu tarihten sonra Kafkasya’nın hakimiyeti için Osmanlı Devleti ve Safeviler mücadele içine girecektir. Bu mücadeleye 18.yüzyıldan sonra Çarlık Rusya’sı dahil olacaktır. II. Katerina döneminden itibaren sistematik olarak Kafkasya Rus işgaline girecektir. 1813 Gülistan Anlaşması ve 1828 Türkmençay Anlaşmaları ile Kafkasya tamamen Rus işgaline maruz kalmıştır. 1917 Ekim Devriminin ardından Güney Kafkasya’daki uluslar kısa süreli de olsa bağımsız kalmayı başarmışlardır. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Ekim Devriminin getirmiş olduğu otorite boşluğundan yararlanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 1920 yılında ise SB (Sovyetler Birliği) buradaki bağımsız devletlere son verilmiştir. Sovyetler döneminde Kafkasya’nın kuzeyindeki halklara özerklik tanınırken, Guney Kafkasya’da bulunan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan cumhuriyet seviyesine çıkarılmışlardır. 1991’e kadar Sovyet idaresinde kalan Kafkasya bu tarihten sonra da savaşlarla boğuşmaya devam etmiştir. Sırasıyla Kuzey Kafkasya’da 1. ve 2. Çecen-Rus savaşları yaşanmıştır. Yine 1992 yılında Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ meselesi patlak vermiştir. Gürcistan’ın içinde bulunan Osetler ve Abhazlar, silahlı mücadeleye girişmiştir.

Rusya açısından Kafkaslar stratejik önem arz etmektedir. Tarihe bakıldığında Kazan şehrinin işgalinden sonra Çarlık Rusya’sına Kafkasya’nın önü açılmıştır. Rusya bu bölgeyi hakimiyeti altına alabilmek için çok uzun mücadele etmek zorunda kalmıştır. Rusya 19. yüzyıl boyunca Kafkasya’daki çeşitli isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bunlardan en önemlisi, Şeyh Şamil önderliğinde gerçekleşen başkaldırı hareketleridir. Rusya, bu isyanı bastırdıktan sonra bölgenin dini yapısını değiştirebilmek amacıyla, Çerkezleri sürgüne zorlamıştır. Sovyetlerin yıkılmasının ardından Rusya, Kafkasya’yı elinde tutabilmek için çeşitli mücadeleler vermiştir. Çeçenistan’ı egemenliği altına alabilmek için Ruslar, Çeçenlerle iki defa savaşmak zorunda kalmıştır. Güney Kafkasya’da ise Dağlık Karabağ meselesini kendi tekelinde çözebilmek için tarafları sürekli kendi etrafında müzakere yapmaya ikna etmiştir. Bölge dışı unsurları ABD ve AB başta olmak üzere etkisini kırabilmek için sorunlu bölgeleri sürekli gündemde tutmaktadır. Gürcistan için Abhazya ve Güney Osetya sorunlarında buralardaki ayrılıkçıları destekleyerek burayı yönetilemez bir hale getirmiştir. Güney Osetya ve Abhazya’da de facto bir durum yaratmıştır.

Rusya, Güney Osetya’nın kendisine bağlanması durumunda Gürcistan’a karşı elinde tuttuğu baskı unsurlarından birini kaybedecektir. Buna rağmen, Rusya, Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıyarak ABD önderliğindeki Batı’ya ve onu takip eden Gürcülere   önemli bir mesaj vermiş ve Güney Kafkasya’da iplerin kendi elinde olduğunu göstermiştir.

Dağlık Karabağ meselesinde iki tarafı da masa etrafında tutmaya çalışan Rus yönetimi, sorunun çözümünden ziyade sorunu yönetmeye çalışarak Dağlık Karabağ meselesini çözümsüz hale getirmektedir. Yine bu bağlamda Azeri ve Ermeni ordularına kendi silahlarını satarak, silah sanayisini de ayakta tutmaktadır. Bu arada, kendi aleyhine gerçekleşen siyasi devrimlere de sert tepki vermekten çekinmemektedir. Örneğin ‘Gül Devriminden’ sonra Gürcistan, yönünü bir anda batıya dönmüş, bunun bedelini ise ağır ödemiştir. Rusya, arka bahçesi olarak gördüğü Kafkasya’da bir başka gücü aktif olarak görmek istememektedir.

İran ise bu bölgede Ermenistan’la daha yakın ilişkide bulunurken Azerbaycan ile daha itidalli bir siyasi ilişkiye sahiptir. Söylemde Dağlık Karabağ meselesinde Azerbaycan’ı desteklermiş gibi gözükmekle beraber, Ermenistan ile pratikte daha yakın ilişkiye sahiptir. Bu konunun sebepleri arasında, İran’ın, Azerbaycan’ı potansiyel bir rakip olarak görmesi sayılabilir. İran yönetimi teokratik bir yapıya sahipken Azerbaycan laik bir ülke konumundadır. İran nüfusunun yarısını oluşturan Azeri Türklerini kendisine karşı kışkırtabileceğini düşünen İran yönetimi, Bakü ile her zaman itidalli olmaya özen göstermektedir. Hazar’ın statüsü de düşünüldüğünde, Kafkasya bölgesinde İran, son derece stratejik bir öneme sahiptir.

Kafkasya’ya komşu olan diğer devlet ise bölgesel bir güç olan Türkiye’dir. Türkiye bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Azerbaycan ve Gürcistan ile sıkı siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmuştur. Azerbaycan’ı ilk tanıyan ülke olan Türkiye, Dağlık Karabağ meselesinde Azerbaycan’ın savlarını desteklemiştir. Ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi adına Türkiye, Dağlık Karabağ’ın çözümünü için Erivan yönetimine şart koşmuştur. Bu bağlamda “Bir millet iki devlet” özdeyişi de Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kardeşlik bağlarına örnektir. 2005’te faaliyete geçen BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) boru hattı ve onu takip eden yıllarda devam eden TANAP ve Erzurum-Tiflis-Bakü demiryolu projesi de yakın ekonomik ilişkilere örnek olarak sayılabilir. Türkiye tarihi açısından önem taşıyan Kafkasya, stratejik çıkarlar açısından vazgeçilmez konumdadır. Çünkü bir nevi Kafkasya bölgesi, Türkiye’nin doğuya açılan kapısı durumunda olmaya devam etmektedir.

AB (Avrupa Birliği) ve ABD ise bu bölgede istediği gibi Rus etkisini kıramamıştır. ABD öncülüğünde batı dünyası Kafkaslardaki renkli devrimlere destek vermişse de bölge de yaşanan acılar açısından bu siyasi olaylar, kendi aleyhine sonuçlanmıştır. ABD, 1990’lardan bu yana istediği gibi, bölgede Rusya’nın etkinliğini tam olarak azaltamamışsa da bazı dönemlerde Rus hegemonyasını kısmen de olsa sınırlandırabilmiştir. Azerbaycan hali hazırda AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) üyesi konumunda bulunmakla beraber, NATO ile yakın ilişkiler kurmaya özen göstermektedir. Gürcistan ve Azerbaycan Rusya’ya duydukları güvensizliğin sonucu NATO ve AB ile işbirliği yoluna gitmektedirler. Ermenistan ise tam tersi yönde Moskova ile müttefiklik ilişkisi kurmaktadır. Gürcistan ise Abhazya ve Güney Osetya sorununun kendi aleyhine cereyan etmesinden beri ABD ile işbirliğine özen göstermektedir. Bu kapsamda zaman zaman NATO’ya girme isteğini dile getirmektedir.

Sonuç olarak, bölgede kısaca Abhazya ve Güney Osetya’da olduğu gibi çözülmemiş birçok bölgesel çatışma alanı bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Dağlık Karabağ bölgesidir.   Dağlık Karabağ bölgesi, Ermenistan ve Azerbaycan arasında geçmişten günümüze kadar gelmiş ve hala bir çözüm bulunamamış bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu çatışmalarda birçok insana; kadın, yaşlı, erkek, çocuk demeden birçok masum cana kıyılmıştır. Birçok insan kendi toprağını terk etmek zorunda kalmıştır.

Uluslararası hukuk hiçe sayılmış ve Azerbaycan toprakları Ermenistan askerleri tarafından yaklaşık 27 yıl işgal altında tutulmuştur. Bu zaman zarfında büyük güçlerin çeşitli arabuluculuk faaliyetleri söz konusu olmuş, bölgeye çeşitli çözüm önerileri getirilmiş olsa da, hiçbir şekilde çözüme kavuşturulmamıştır.

Gelinen son nokta da Azerbaycan Devleti, 2020 yılının son çeyreğinde kararlı bir tutum sergilemiş, işgal altında ki toprakların geri alınması için büyük bir askeri mücadeleye girişmiştir. Türkiye olarak, kardeş Azerbaycan Devletinin haklı mücadelesini destekliyor, her türlü yardımda bulunmaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz.

 

Kaynakça:

ABİLOV, S. (2018). OSCE Minsk Group: Proposals And Failure, The View From Azerbaijan. In Sight Turkey , 20 (1), 143 – 163.

ARAS, I. (2017). Avrupa Birliği’nin Dağlık Karabağ. Avrasya Etüdleri, 95 – 122.

ASLANLI, A. (2015). Karabağ Sorunu ve Türkiye – Ermenistan İlişkileri.Ankara, Türkiye: Berikan Yayınevi.

HAKYEMEZ, O. (2019). Geçmişten Günümüze Dağlık Karabağ Sorunu ve Bölgenin Geleceği, Giresun Üniversitesi. Y. Lisans Tezi, Giresun.

KARACA, E. (2018). SSCB Sonrası Türkiye Siyasasının Karabağ Mesaisi 1991-1994. Ankara: Gece Kitaplığı.

TUYSUZOGLU, G. (2013). Karadeniz Havzasında Rekabet Analizi; İşbirliği Söylemlerinin Bölgesel Çatışma Beklentilerine Yansıması. İstanbul: Derin Yayınları.

UZER, U. (2017). Bölgesel Güvenlik Bağlamında Dağlık Karabağ Sorununun Dünya Siyasetindeki Yeri. Türk Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi /Journal of Turkish Social Sciences Research, 2 (1), 70 – 76.

 

 

 

 

Rusça